Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Perseus’u Oluşturmak

0
Perseus’u Oluşturmak

Süpernova patlamaları çoklukla, Evren’i hidrojen ve helyumdan daha kompleks kimyasal elementlerle zenginleştirmekten sorumludur. Bu şiddetli patlamalar yıldızlararası çevreye kimyasal elementleri dağıtır (ve süreç sırasında yeni elementler hazırlar). Ve süreç yıldız patlamasıyla sona ermez: dev yıldızların patlamasından geriye kalan nötron yıldızlarının birleşmeleri altın gibi yüksek atom numaralı elementleri üretebilir. Peki evrenin her yerinde bu süreç nasıl işliyor ve Evren’in kompozisyonu, Güneş Sistemimizin kompozisyonuyla karşılaştırıldığında nasıl? Cevabını bulmaya yardımcı olmak için Hitomi X-ışın Gözlemevi, (Samanyolu’nun da ait olduğu) Yerel Grup’a nispeten yakın bir galaksi kümesinin, Perseus’un yüksek öncelikli bir gözlemini yaptı. Perseus Kümesi’ndeki galaksiler, üye galaksilerdeki yıldızların süpernovaları ve diğer enerjik süreçlerde üretilen sıcak, X-ışın üreten gazın içerisinde ilerliyorlar. Hitomi devrim niteliğinde yeni tipte bir cihaz, Yumuşak X-ışın Spektrometresi (SXS), X-ışın emisyonunun dalga boylarıyla aşırı kesin değişimlerini, bir X-ışını soğurulduğunda detektör sıcaklığında meydana gelen küçük değişimleri tespit ederek ölçen bir X-ışın “kalorimetresi” taşıyor. Yukarıdaki görsel bu yeni Hitomi sonucunu özetleyen bir montaj. Sağ üstteki ilave görsel Perseus kümesindeki sıcak gazların Chandra X-ışın Gözlemevi’yle alınmış olan ve Hitomi Yumuşak X-ışın Spektrometresi alanlarının maviyle çizildiği bir X-ışın görüntüsünü gösteriyor. Üstteki grafik Perseus’taki sıcak gazların SXS tarafından görüldüğü şekliyle X-ışın emisyonu spektrumunu gösteriyor. Spektrumdaki sivri uçlar sıcak küme gazlarındaki iyonize atomlar tarafından üretilen X-ışın emisyonu. Bu emisyonun iki dalga boyu bölgesi alttaki grafiklerde öne çıkarılıyor. Soldaki spektrum krom, manganez ve demirin özelliklerini; sağdaki ise demir ve nikelin özelliklerini içeriyor. Dikkatli analiz, bu elementlerin bolluğunun Güneş’e yakın bolluklarına çok benzer olduğunu ve her iki bölgenin de çok farklı geçmişlerinde benzer bir kimyasal zenginleşme yaşadığı şaşırtıcı sonucunu gösteriyor.

Görsel & Referans: NASA Goddard Space Flight Center

UGO’ları Aramak

0
UGO’ları Aramak

Gama-ışın gökyüzü sırlarla dolu ve astronomlar ve de diğer meraklı kişiler orada ne olduğunu bilmek istiyorlar. Evren’de etrafta uçan tüm “Tanımlanamayan Gama-ışın Cisimleri’ni” tanımlamak adına gökyüzünü Gama-ışınlarında görüntülemek için çok sayıda girişimde bulunuldu. Bu kaynaklara bu kadar çok ilgi var çünkü Gama-ışın emisyonu sıra dışı cisimler ve olaylar tarafından üretiliyor: biriktiren kara delikler, aşırı yoğun nötron yıldızları, püsküren patlama yıldızları, ve diğer tuhaflıklar. Gama-ışın gökyüzünün yeni bir taraması, araştırma bölgesinde 939 Gama-ışın kaynağı keşfeden INTEGRAL Gama-ışın gözlemevi kullanılarak yürütüldü. Bunların biraz şaşırtıcı şekilde büyük bir kısmı, tam sayı vermek gerekirse 219 tanesi, önceden bilinen hiçbir cisimle ilişkili değildi. Bu kaynakları tanımlamaya yardımcı olmak için daha düşük enerjilerde (spektrumun X-ışın ve optik bölgelerinde) devam gözlemlerine ihtiyaç var. Yukarıdaki görsel bu incelemenin sonuçlarından bir örnek gösteriyor. Üstteki şekil 1a ve 1b, tanımlanamayan INTEGRAL kaynaklarından birisine yakın alanın NuSTAR yüksek enerji X-ışın teleskobuyla yapılan gözlemlerini gösteriyor. Siyah çember ve eş merkezli noktalı çember, istatistik güvenin farklı seviyelerinde INTEGRAL kaynağının konumunu gösteriyor. Şekil 1a INTEGRAL kaynak bölgesindeki iki NuSTAR kaynağını gösterirken Şekil 1b’de gösterilen yüksek enerji NuSTAR gözlemi, INTEGRAL kaynak bölgesinin merkezinin yakınındaki kaynağı (bir aktif galaksi) INTEGRAL kaynağı olarak tanımlıyor. Şekil 2, Swift yüksek enerji uzay gözlemevindeki X-ışın Teleskobu tarafından elde edilen bir görüntü ve INTEGRAL hata çemberinde hiçbir parlak kaynak göstermiyor. Şekil 3 de yine bir başka INTEGRAL tanımlanamayan kaynağının Swift X-ışın Teleskobu görüntüsü ve hata çemberi içinde iki kaynak gösteriyor. Şaşırtıcı şekilde, iki X-ışın kaynağından daha sönük olanı, muhtemelen INTEGRAL tarafından görülen Gama-ışın emisyonunun kaynağı.

Görsel & Referans: R. Landi et al. (2017, MNRAS 470, 1107); ESA; INTEGRAL

X-Işın Aurorasının Atışı

0
X-Işın Aurorasının Atışı

Jüpiter Güneş Sistemimizdeki en büyük ve en ağır gezegendir. Diğer tüm gezegenlerin toplamından daha fazla, Dünya’nın neredeyse 318 katı kadar ağırdır. Artık, diğer güneş sistemlerinde de Jüpiter büyüklüğünde başka gezegenler bulunduğunu, bu yüzden Jüpiter’e benzer büyük, ağır gezegenlerin oluşumununun hayli yaygın olabileceğini ve gezegen sistemlerinin oluşumunda anahtar bir rol oynayabileceğini biliyoruz. Parlak bir çıplak göz gezegeni olan Jüpiter’in kendisi ise büyük ölçüde bir gizem. Jüpiter’in atmosferi girdaplı, çizgili amonyak bulutlarıyla ve Dünya’nın iki katından daha büyük, devasa bir siklonik fırtınayla, meşhur Büyük Kırmızı Leke’yle öne çıkıyor. 9.8 saatlik Jüpiter günü tüm büyük gezegenler arasında en kısası. Jüpiter’in hızlı dönüşü, Güneş’ten gelen yüklü parçacıkları yakalayan ve kuzey ve güney manyetik kutuplarında güzel bir ışık gösterisi üreten güçlü bir manyetik alanın oluşmasına yardım ediyor. Bu ışık gösterisi Jüpiter’in auroraları, Dünya’nın Kuzey ve Güney ışıklarının daha büyük bir versiyonu. Dünya’dakilere benzer şekilde Jüpiter’in auroraları da güneş rüzgarındaki yüksek enerji parçacıkları gezegenin manyetik alanı tarafından yakalanıp, gezegenin atmosferindeki atomlarla etkileştikleri kuzey ve güney manyetik kutuplarına doğru yönlendirildiklerinde üretilir. Bu enerjik güneş rüzgarı parçacıkları manyetik kutupların yakınında atmosferdeki atomlarla çarpıştığında, daha sonra enerji kaybederek aurora ışığını meydana getiren elektronlara enerji verir. Jüpiter’de bu etkileşimler o kadar enerjiktir ki yüksek enerji X-ışın emisyonu üretir. Gerçekte Jüpiter, “X-ışın auroralarına” sahip olduğunu bildiğimiz tek gezegen. Bu görüntü, Jüpiter’in yörüngedeki Juno tarafından çekilmiş bir optik fotoğrafının ve Chandra X-ışın Gözlemevi’nin gördüğü şekilde Güney X-ışın aurorasının bir kompozitini gösteriyor.  Jüpiter’deki X-ışın auroralarının gizemli kökeninin yanında Chandra ve XMM-Newton X-ışın Gözlemevi’nin yeni gözlemleri, bir nedenle Jüpiter’in kuzey ve güney ışıklarının birbirlerinden farklı davrandığını gösteriyor: güney aurorası 11 dakikalık bir zaman ölçeğinde değişirken kuzey aurorası rastgele değişiyor gibi görünüyor. Bu, kuzey ve güney ışıklarının uyumlu davranma eğiliminde olduğu Dünya’dan farklı. Juno, Chandra ve XMM-Newton’la yapılan yeni gözlemler, Jüpiter’in güçlü manyetik alanı, güneş rüzgarı ve gezegenin atmosferi arasındaki gizemli etkileşimi çözmek için yeni ve önemli detaylar sunacak.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/UCL/W.Dunn et al, Optik: Güney Kutbu: NASA/JPL-Caltech/SwRI/MSSS/Gerald Eichstäadt /Seán Doran

Pulsar Polarizasyonu

0
Pulsar Polarizasyonu

Bir ışık dalgası, tüm diğer dalgalar gibi, bir dizi özelliğe sahiptir: bir dalga boyu (tepeden tepeye mesafe); şiddet (dalga tepelerinin büyüklüğüne bağlı); ve dalganın salındığı düzlemi tarif eden bir polarizasyon. Dalga boyu ve şiddet, dalgayı üreten fiziksel sürece dair bilgi (sıcaklığı, ya da kaynağın gücü gibi) sağlarken dalganın polarizasyonu, kaynağın geometrisi (ya da sıklıkla kaynak etrafındaki alan) hakkında bilgi sunar. Polarizasyon, dalganın statik bir düzlemde yukarı ve aşağı salındığı şekilde lineer, ya da salınım düzleminin zamanla döndüğü (böylece dalganın uzayda spiral çizdiği) şekilde dairesel olabilir. Bir kaynaktan aldığımız ışık polarize ve polarize olmayan dalgaların bir karışımı olabilir ve polarizasyon genellikle polarize olandan polarize olmayan doğru ışığın bir kısmı ve (lineer polarizasyon durumunda) polarize ışığın üzerinde anlaşılan bir doğrultuyla yaptığı açı olarak ölçülür. Polarizasyon, yayınlayan bölgenin geometrisi hakkında bilgi sağladığı için, kozmik kaynakların polarizasyonunun ölçülmesi, kaynakların aksi durumda uzaysal olarak çözümlenemeyecek şekline dair eşsiz bilgiler sağlar. Yüksek enerji kaynaklarının X-ışın emisyonunun polarizasyonu da nötron yıldızları ve kara deliklerin yakınındaki güçlü kütle çekimin etkilerini incelemek için kullanılabilir. Hindistan’ın AstroSat gözlemevindeki CZTI cihazıyla Yengeç pulsarının yeni, hassas yüksek enerji X-ışın polarizasyonu ölçümleri yapıldı. Yengeç pulsarı, saniyede yaklaşık 30 kez dönen ve güçlü, dar bir yüklü parçacıklar ve radyasyon huzmesi yayınlayan bir nötron yıldızı. Yukarıdaki görselde soldaki renkli çubuklar, Yengeç pulsarının, dönerken CZTI tarafından ölçülmüş polarize radyasyon miktarını (gri çizgi, her dönüşte pulsarın huzmesi bize dönükken iki kere pik yapan toplam X-ışın şiddetini gösteriyor) gösteriyor. AstroSat gözlemleri bize ilk kez, polarizasyon miktarının pulsarın dönüşüyle fazlaca değiştiğini gösteriyor. Sağdaki görsel, Yengeç Nebulası’nın bir X-ışın/optik görseli üzerine bindirilmiş halde, polarize radyasyonun açısındaki değişimi gösteriyor. Renkli oklar polarize radyasyonun düzleminin açısının, Yengeç pulsarının jetinin (beyazla gösterilen) açısına göre değişimini gösteriyor. Bu polarizasyon ölçümleri, Yengeç pulsarının yüksek enerji emisyonuyla ilgili mevcut bilgimizi önemli şekilde düzeltmemize yardımcı oluyor.

Referans: ISRO; IUCAA

Ağı Bulmak

0
Ağı Bulmak

Evren’deki maddenin büyük bölümü, artık biliyoruz ki; muhtemelen henüz tespit edilemeyen bir çeşit atom altı parçacık olan, gizemli “karanlık madde” formunda. Her gün karşılaştığımız (protonlar, nötronlar ve diğer baryonlardan oluşan) normal türdeki madde, Evren’in toplam kütle içeriğinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor.  Ama esrarengiz bir şekilde, normal maddenin çoğunun nerede olduğundan bile emin değiliz. Wilkinson Mikrodalga Anizotropi Sondası ve Planck uzay aracıyla tespit Kozmik Mikrodalga Arka Planı’ndaki dalgalanmaların analizleri, Evren’in toplam baryon içeriğine ilişkin ölçümler sunuyor. Ama baryon içeriğine dair, galaksi kümelerinde gözlenen yıldızların ve gazın miktarına dayanan tahminler, Mikrodalga Arka Planı’nın analizinin gerektirdiğinin yalnızca yarısı kadar madde ortaya koyuyor. Peki baryonların geri kalanı nerede? Astronomlar, bu “kayıp normal kütlenin”, galaksileri birbirine bağlayan görkemli “kozmik ağın” ipliklerinde yer alan, ılık-sıcak galaksiler arası ortamda (WHIM) olduğundan şüpheleniyor. Görsel, bu “kozmik ağın”, galaksilerin ağın özellikle yoğun olduğu düğümlerde ve boğumlarda belirdiği bir bilgisayar simülasyonunu gösteriyor. Yakın zamanda Japonya’da bir grup tarafından yürütülen bir çalışma ve İngiltere’deki bir grup tarafından yürütülen başka bir çalışma, WHIM’in varlığına dair ilk kanıtı buldu. Bu çalışmalar, Sloan Dijital Gök Taraması’ndaki, birbirlerine kozmik ağın iplikleriyle bağlı olduklarından şüphelenilen yüz binlerce, milyonlarca galaksi çiftine baktı. Daha sonra bu çiftler arasındaki kozmik mikrodalga arka planın özelliklerini incelediler. İpliklerdeki sıcak gaz, mikrodalga arka planın bir kısmını dağıtarak sönük filamentlerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak. Bu çalışmalar, bu ipliklerdeki normal madde yoğunluğunun, Evren’deki ortalama yoğunluğun üç-altı katı kadar fazla olduğunu buldu. Böylece bu çalışmalar ilk kez, WHIM’deki madde varlığının doğru olduğunu belirliyor ve kozmik ağın ortaya çıkarılmasına yardımcı oluyor.

Referans: Andrey Kravtsov (The University of Chicago) ve Anatoly Klypin (New Mexico State University).

Görselleştirme: Andrey Kravtsov

Hızlanan Jet

0
Hızlanan Jet

Kara delikler açgözlü yiyiciler olabilir. Kara deliğin olay ufkuna fazla yaklaşan madde içerisine düşer, kara deliğin kütlesini arttırır, Evrenimizden kaybolur ve olay ufkunun alanını genişletir. Ancak kendinizi, kara deliğin güçlü kütle çekimi tarafından çekildiğiniz talihsiz bir durum içerisinde bulacak olursanız, tüm umutlar yitirilmiş değildir. Birikim diskinden bir kara deliği besleyen maddenin bir bölümü, aşırı hızlı dönüş ve kuvvetli manyetik alanın bir birlikteliğinden dolayı, kara deliğin kavrayışından kurtulabilir ve yüksek enerji parçacıklarından ince bir hüzme şeklinde uzayın karanlık bölgelerine doğru fırlatılır. Bu jetin kara deliğin birikim diskinden hangi süreç ile hız kazanarak çıktığı eski bir gizem. Şimdi, birikim yapan iki kara delik sisteminin, NuSTAR uydu gözlemevi ve INTEGRAL uydu gözlemevinden X-ışın gözlemleriyle William Herschel Teleskobu’nun ULTLRACAM kamerasından optik gözlemlerinin bir birleşimi, diskin yukarısında, jetin nereden hızlandığının belirlenmesine yardımcı oluyor. Bir tanesine V404 Cygni, diğerine ise GX 339-4 adı verilen bu iki sistemin eş zamanlı gözlemleri, X-ışın dalgalanmalarının, optik ışıktaki benzer değişimlerden saniyenin onda biri kadar önce meydana geldiğini gösterdi. Astronomlar bunu, gecikmenin, jetin hızlanma bölgesinin sonlu büyüklüğünden kaynaklandığı şeklinde yorumluyorlar. Jetteki parçacıklar, ışığa yakın hızlarda hareket ettikleri için bu, hızlanma bölgesinin büyüklüğüne kara deliğin olay ufkunun büyüklüğünün 1400 katı kadar, yaklaşık 0.1 ışık saniyesi (30,000 km) üst limit getiriyor.

Görsel & Referans: NASA/JPL-Caltech

Mavi Kilonova

0
Mavi Kilonova

Kütle çekim dalgası patlaması GW 170817, ilk olarak Fermi Gama-ışın Uzay Teleskobu tarafından bir Gama-ışın patlaması, GRB170817A olarak duyuruldu ve dolayısıyla “çoklu haberci” astrofiziği dönemini başlattı. Bu olay, artık biliyoruz ki; iki nötron yıldızının birleşmesinden, çoğu novadan neredeyse 1000 kat daha kuvvetli, ama çoğu süpernovadan daha güçsüz olduğu için astronomların “kilonova” adını verdiği bir patlamadan kaynaklanıyordu. Tespit edildikten sonra kilonova, yer temelli ve uzay temelli teleskopların da dahil olduğu, uluslararası bir gözlem kampanyasının hedefi haline geldi. GWB’nin tespit edilmesinden sonraki bir saat içerisinde Swift Gama-ışın patlaması teleskobu da ava katıldı. Başlangıçta patlamanın yeri tam olarak bilinmiyordu, bu nedenle Swift, Gama-ışın patlamasının etrafındaki geniş bir alanı taramaya başladı. GW olayının yalnızca yarım gün kadar ardından Swopes Süpernova Taraması tarafından galaksi NGC 4993’teki bir aday optik patlama duyuruldu ve bu bildirimden yaklaşık 2 saat sonra Swift tarafından da gözlendi. Swift’in Morötesi/Optik Teleskobu (UVOT) optik adaydan geçici bir morötesi emisyon tespit etti ve bu, bir kilonovadan ilk UV emisyonu gözlemi oldu. Şaşırtıcı şekilde Swift’in X-ışın teleskobunda hiç X-ışın emisyonu görülmedi. Hiç X-ışın emisyonu olmadan UV emisyonunun tespiti, patlamanın enerjisinin çoğunun dar bir jette çıktığını ve görüş hattımızın bu huzmeye muhtemelen 30 derece kadar eğik olduğunu gösterdi. Swift tarafından görülen sönen UV emisyonu, patlamayla üretilen, ışık hızının büyük bir bölümü kadar hızlı hareket eden dev bir “dalga” halinde meydana çıktığı izlenimini uyandırıyor.

Görsel & Referans: NASA/Swift

Son Parıltının Tadını Çıkarmak

0
Son Parıltının Tadını Çıkarmak

17 Ağustos 2017’de tespit edilen ve bir Gama-ışın patlamasıyla neredeyse eş zamanlı olan kütle çekim dalgası olayı tarih yazan bir olaydı. Üç kütle çekim dalgası gözlemevinin birlikteliğinin yanında Fermi ve INTEGRAL’in Gama-ışın verileri kullanılarak olay için gökyüzünde tam bir konum belirlendi ve arayış başladı. Uygun olan teleskopların neredeyse tamamı bu ava katıldı. One-Meter, Two Hemisphere ekibi tarafından NGC 4993 olarak bilinen bir galakside, kısa süre sonra kütle çekim dalgasının ve Gama-ışın kaynağının karşılığı olduğu farkedilen bir optik geçiş keşfedildi. Bu keşif karşılığın hızlı, detaylı devam gözlemlerine imkan verdi ve “çoklu haberci” astronomisine, Evren’deki olayların elektromanyetik ve elektromanyetik olmayan emisyonların birlikteliği kullanılarak incelenmesine kapı araladı. Optik karşılığın daire içine alındığı bu görüntü, NGC 4993’ün bir Hubble Uzay Teleskobu gözlemini gösteriyor. Düşünün: şimdi iki nötron yıldızının, yalnızca birkaç kilometre genişlikte küçük, aşırı yoğun cisimlerin çarpışmasına ve birleşmesine, 140 milyon yıl önce meydana gelmiş bir olaya şahit olduk. İlave, optik karşılığın etrafındaki bölgenin Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından elde edilmiş iki gözlemini gösteriyor.  Olaydan yalnızca iki gün sonra alınan görüntü karşılıktan hiçbir X-ışın emisyonu tespit etmedi; ama bir hafta sonra bir Chandra gözlemi, karşılığın artık X-ışınlarında görünür olduğunu gösterdi. Optik, kızılötesi, radyo, Gama-ışın ve kütle çekim dalgası bilgisiyle X-ışın emisyonunun birlikteliği bize ilk kez, birleşen nötron yıldızlarının nasıl kısa Gama-ışın patlamaları ürettiği, insan yaşamı için önemli olan ağır elementleri yarattığı, kuvvetli, ince parçacık jetleri oluşturduğu hakkında detaylı bilgi sağlıyor ve hatta bu jetin nasıl bakış açımıza dönük olduğunu anlamamıza imkan veriyor.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/Northwestern U./W. Fong & R. Margutti et al. & NASA/GSFC/E. Troja et al.; Optik:NASA/STScI

Işık ve Kütle Çekimi Birleştirmek

0
Işık ve Kütle Çekimi Birleştirmek

Dev yıldızlar (kütlesi Güneş’ten 8 veya daha fazla kat büyük olanlar) sıklıkla birbirleri etrafında dönen kütle çekimsel olarak bağlı çiftler içerisinde meydana gelirler. Kaçınılmaz olarak, bu çiftlerde yıldızlardan bir tanesi, yoldaşından daha önce nükleer yakıtının sonuna gelerek çökecek ve bir süpernova olarak patlayacaktır. Patlayan yıldız bazı durumlarda çekirdeğini geride, yoldaş yıldızının yörüngesinde hala kütle çekimsel olarak bağlı durumda olabilen aşırı yoğun bir nötron yıldızı olarak bırakır. Yoldaş da nihayetinde bir süpernova olarak patlayacaktır ve o da gerisinde bir nötron yıldızı bırakabilir. Böylece başlangıçtaki dev çifti sistemi, kütle çekimsel olarak bağlı bir nötron yıldızları çifti oluşturabilir. Böylesi bir çift sistemine ünlü bir örnek, 1974’te keşfedilen çift pulsardır. Böyle sistemler, kütle çekim dalgaları yayarak yörüngesel enerji kaybettikleri için ölüme mahkumlardır. Kütle çekim dalgaları Einstein tarafından 1915’te öngörüldüğü gibi uzayzamanda, dev cisimlerin hızlanmasıyla üretilen küçük dalgacıklardır. Şaşırtıcı bir şekilde, birleşen kara delikler tarafından üretilen uzayzaman salınımları yakın zamanda LIGO ve Virgo kütle çekim dalgası detektörleri tarafından tespit edildi. Ama bu kara delik birleşmeleri karanlık ve hiç gözlenebilir elektromanyetik radyasyon üretmiyorlar. Diğer taraftan, birleşen nötron yıldızları kütle çekim dalgası radyasyonu fışkırmalarının yanında elektromanyetik radyasyon fışkırmaları da üretiyor olmalılar. Nötron yıldızı birleşmelerinin, Fermi Gama-ışın Gözlemevi ve Swift uydusu tarafından görülenlere benzer, inanılmaz güçlü ama kısa gama-ışın patlalamarının kaynağı olduğuna inanılıyor fakat bugüne değin hiçbir nötron yıldızı birleşmesi doğrudan gözlenmedi. Yani şimdiye kadar. 17 Ağustos 2017’de LIGO ve Virgo kütle çekim dalgası gözlemevleri, daha önce görülenlerin tamamından çok daha uzun bir kütle çekim dalgası kaynağı tespit ettiler. Sinyalin analizi, olay tarafından üretilen salınımların, her birisi Güneşimizin kütlesinden biraz daha fazla kütleye sahip iki nötron yıldızının birleşmesiyle uyumlu olduğunu gösterdi.  Yalnızca 1.7 saniye sonra Fermi Gama-ışın Gözlemevi, kütle çekim dalgası kaynağının yeriyle konumsal olarak uyum gösteren kısa bir gama-ışın patlaması gördü. Yukarıdaki görsel (solda) Fermi ve LIGO gözlemevlerini ve (sağda) birleşme tarafından üretilen Gama-ışın ve kütle çekim dalgası sinyallerini gösteriyor. Hubble Uzay Teleskobu, Chandra X-ışın Gözlemevi ve Swift ve INTEGRAL uydularıyla birlikte yer temelli büyük teleskoplarla yapılan devam gözlemleri, kaynağı, Dünya’dan yaklaşık 130 milyon ışık yılı uzakta yer alan NGC 4993 adlı bir galaksideki patlayan bir yıldızı gerçekten görüntülemeyi başardı. Kütle çekimsel ve elektromanyetik radyasyon arasındaki bağlantı ilk defa pek çok temel soruya cevaplar sunuyor. Örneğin; kozmik bir ölçekte kütle çekimin hızının ışığın hızıyla aynı olduğunu, birleşen nötron yıldızlarının gerçekten de kısa süreli Gama-ışın fışkırmaları ortaya çıkardığını ve bu nötron yıldızı birleşmelerinin altın ve platin gibi değerli elementleri ürettiğini gösteriyor.

Görsel & Referans: LIGO; Virgo; Fermi; NASA/DOE; NSF; EGO

Gizemli Yıldız Fabrikası

0
Gizemli Yıldız Fabrikası

Samanyolumuzun da bir üyesi olduğu galaksilerin Yerel Grup’unun uzak bir köşesinde, garip bir cüce galaksi var. Bu galaksi, onu ilk kez inceleyen üç astronomun (Max Wolf, Knut Lundmark ve Philibert Jacques Melotte) onuruna  Wolf-Lundmark-Melotte (ya da kısaca WLM) olarak adlandırılıyor. Evren’in kendisinin patlayarak var oluşundan çok da sonra olmayan bir zamanda, yaklaşık on üç milyar yıl önce, bir yıldız oluşum patlaması yaşamışa benzeyen tuhaf bir galaksi. Yerel Grup’un bir üyesi olduğu düşünülse de neredeyse yalıtılmış durumda ve Grup’un diğer üyeleriyle hiçbir zaman etkileşime girmemiş olabilir. Galaksi aynı zamanda, demirden veya yıldızlar tarafından yaratılmış diğer evrimleşmiş kimyasallardan çok az miktarda içeren, son derece basit bir kompozisyona sahip. WLM’nin düşük kütlesi, karanlık madde araştırmaları için iyi bir hedef olduğu anlamına da geliyor. Hindistan’ın AstroSat uydu gözlemeviyle yapılan yeni bir gözlem, WLM’nin ilginç yıldız oluşum tarihini anlamamıza yardımcı olabilir. Bu görsel WLM’nin AstroSat’ın Morötesi Görüntüleme Teleskobu’yla alınmış güzel bir morötesi görüntüsünü gösteriyor. Bu tuhaf, yalnız galakside yıldız oluşturmak için gerekli olan yerel koşulları açığa çıkarmayı sağlayan morötesi görüntü, dev, genç, kısa ömürlü yıldızların bulunduğu bölgeleri öne çıkarıyor.

Görsel: Annapurni Subramaniam; AstroSat

Süper EGO

0
Süper EGO

Avrupa Kütle Çekim Gözlemevi, ya da EGO, kütle çekim dalgalarını, yani uzay zamanda çok büyük cisimlerin hızlanmasıyla oluşan dalgalanmaları tespit etmek için çalışan yeni bir işbirliği. Bu küçük dalgalanmalar, Einstein’ın kütle çekim teorisi Genel Görelilik’te öngörülmüştü. EGO işbirliği, ABD’de bulunan iki LIGO gözlemevini (bir tanesi Louisiana, Livingston’da, diğeri Washington, Hanford’da) kütle çekim dalgaları arayışında bir araya getiriyor. EGO yakın zamanda İtalyan kırsalında (yer çekimi çalışmaları konusunda ünlü bir şehir olan) Pisa yakınlarında, Virgo adı verilen yeni bir kütle çekim dalgası gözlemevi kurdu. Birleşik Devletler’deki iki LIGO gözlemevi gibi Virgo da lazer ışınları ve üç kilometre uzunluğundaki tünellerin uçlarına yerleştirilmiş iki ayna kullanarak uzaklıktaki inanılmaz küçük değişimleri ölçerek çalışıyor. Bu görsel, LIGO gözlemevleri ve Virgo’nun (14 Ağustos 2017’de tespit edilen) ilk ortak kütle çekim olayını gösteriyor. Görseller, kütle çekim dalgaları geçtiği sırada detektör kollarının uzunluklarında meydana gelen azalmayı temsil ediyor. Kütle çekim dalgası güç ve frekans olarak artıyor ve detektör uzunluğunun salınım yapmasına sebep oluyor. Sinyal, bir çift sistemindeki, her biri Güneş’in 25 katından fazla kütleye sahip iki kara deliğin birleşmesiyle üretildi. Kara delikler birbirleri etrafında dönerken, çiftten enerji çalan kütle çekimsel radyasyon üretiyorlar. Bu da kara deliklerin birlikte, sonunda kara delikler birleşip uzay zaman durulana kadar yörünge periyodunu azaltarak ve durmadan artan miktarda kütle çekimsel radyasyon üreterek spiral çizmelerine sebep oluyor. LIGO-Virgo birlikteliği, birleşmenin konumunun çok daha iyi belirlenebilmesine imkan veriyor ve Genel Görelilik’le ilgili başka önemli denemelerin yapılabilmesini sağlıyor.

Görsel & Referans: LIGO/Virgo Collaboration

Samanyolu’nun Ötesinden Gizemli Gezginler

0
Samanyolu’nun Ötesinden Gizemli Gezginler

Kozmik ışınlar, atomların ışığa yakın hızlarda seyahat eden ve dış uzaydan Dünya’nın üzerine yağan kopmuş parçalarıdır. Bu pozitif yüklü atom çekirdekleri, hala tam olarak tanımlanmamış ve anlaşılamamış çok güçlü süreçlerde ekstrem enerjilere yükseltilir ve hızlandırılırlar. Özellikle gizemli olanlar aşırı yüksek enerjili kozmik ışınlar, yani Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın (bugüne kadar yapılmış en güçlü parçacık hızlandırıcı) üretebileceğinden milyon kat daha yüksek enerjilere sahip parçacıklardır. Bu atom çekirdeklerinden bazıları, sertçe vurulmuş bir tenis topu kadar kinetik enerji taşıyabilirler. Bu aşırı yüksek enerji parçacıkları Dünya atmosferinin tepesine çarptığında milyarlarca ikincil parçacık (elektronlar, protonlar ve müonlar) üretirler. Bu parçacıklar büyük su tanklarının içerisinde, suda ışığın yerel hızından daha hızlı hareket ederken ürettikleri Cherenkov radyasyonuyla tespit edilebiliyorlar. En büyük aşırı yüksek enerjili kozmik ışın detektörü olan Pierre Auger Gözlemevi, Arjantin’de 3,000 kilometrekareye dağılmış olan 24 optik teleskopla birlikte 1600 su tankının bir toplamı. Auger İşbirliği şimdilerde, gökyüzünde tespit edilen 30,000 kozmik ışının dağılımında bir anizotropi keşfetti. Auger gözlemleri, kozmik ışınların bu tüm gökyüzü haritasında kırmızımsı gösterilen belirli bir bölgede daha fazla kozmik ışın tespit edildiğini gösteriyor. Bu bölge, dış galaksilerin sayısının nispeten yüksek olduğu bir alanla ilişkili gibi duruyor. Belki de bu parçacıklar bir şekilde bazı galaksilerin merkezlerindeki süperdev kara deliklerin yakınında üretiliyorlardır ama bu aşırı yüksek enerjili kozmik ışınların ayrı ayrı kaynakları henüz tanımlanamadı.

Görsel & Referans: Pierre Auger Collaboration

Çöken Yıldız

0
Çöken Yıldız

Dev yıldızlar, merkezlerindeki nükleer yangınların yakıtı tükendiğinde, çökerek yaşamlarının sonuna başlarlar. Bir zamanlar yıldızın merkezi termonükleer enerji santrali tarafından üretilen dışarı doğru basıncın karşı koyduğu ve dengelediği kütle çekim, artık üstün gelmektedir ve yıldızın kendi üzerine düşmesine sebep olur. Bazen bir mucize meydana gelir ve bu içe çöküş dev bir süpernova patlamasına dönüşebilir. Süpernovalar, patlamanın merkezi etrafında ışık yılları boyunca uzanan ve parlayan bir süpernova kalıntısı olarak asırlar boyu görülebilen muazzam bir şok dalgası üretirler. Kimi zaman yıldız çekirdeğinin kalıntısı aşırı yoğun bir nötron yıldızıdır, bazen de, SN 1987a’nın durumunda olduğu gibi, geriye hiçbir şey kalmamış gibi görünür. Belki de bu, yıldız çekirdeğinin, çöküşünü hiçbir şeyin durduramayacağı bir şekilde sıkıştığı ve sıkışmanın uzayda, kara delik olarak adlandırılan bir bölge oluşturacak şekilde sonsuza kadar sürdüğü anlamına geliyordur. Ama teori aynı zamanda tuhaf bir şeye de izin veriyor: yıldızın kendini bir süpernova olarak belirtmeden doğrudan bir kara deliğe kaybolması. Bu, yıldız aniden sönüyor, olay ufkunun ardında Evren’den tamamen kayboluyormuş gibidir. Yukarıdaki illüstrasyon, bir dev yıldızın doğrudan bir kara deliğe çöküşünün son aşamalarını, yıldızın dış kısmının bir bölümü parlayan küçük bir nebula meydana getirirken iç kısımların yeni oluşan kara delik tarafından nasıl yutulduğunu gösteriyor. Tahayyül edebileceğiniz gibi, bu “başarısız süpernovaların” tespit edilmeleri zor, yine de astronomlar, parlak bir dev yıldızın doğrudan çökmesiyle oluşan bir kara delik gibi duran bir şey bulmuş gibi görünüyorlar. Yakın galaksilerdeki çok sayıda yıldızın araştırılması, ilk kez, yakın bir galaksideki parlak bir yıldızın aniden hiçliğe dönüşmesini yakalamışa benziyor. Ortadan kaybolan yıldızın Güneş’in 25 katı kütleye sahip olduğuna inanılıyor, bu da onu galaksinin en ağır yıldızlarından biri yapıyor. Tüm aşırı ağır yıldızlar böylesi bir hafif iniltiyle mi son buluyor?

Görsel: NASA/ESA/P. Jeffries (STScI)

Yüksek ve Düşük

0
Yüksek ve Düşük

Gökyüzünü tarayarak geçirdiği (neredeyse her 3 saatte bir tam gözlem elde ettiği) 9 yıl boyunca Fermi Gama-ışın Uzay Teleskobu tuhaf ve olağanüstü cisimler ve olaylar gözlemledi: Samanyolu içerisindeki süper kabarcıklar; başka bir galaksideki dönen bir yüksek enerji nötron yıldızı; süperdev kara deliklerin kuvvetli fışkırmaları; patlayan dev yıldızlar ve birleşen nötron yıldızı çiftleri. Ama Fermi’nin bulduğu en muhteşem şeylerden bazıları, Fermi’nin tespit ettiği ve henüz bilinen bir astronomik cisim olarak tanımlanmamış kaynaklar olabilir. Tespit edilen Fermi Gama-ışın kaynaklarının yaklaşık üçte biri henüz tanımlanmamış durumda. Bu gizemli kaynakların bazıları belki de tamamen yeni cisim sınıflarını temsil ediyordur, ya da belki tamamen yeni fizik kurallarına uyuyorlardır. Yıllar boyunca bu kaynakların gerçek doğasını ortaya çıkarmak için, hem yer temelli, hem de uzay gözlemevlerinin kullanıldığı çok sayıda gözlem kampanyası düzenlendi. Yukarıdaki görsel, ön planda Düşük Frekans Dizisi (LOFAR, büyük bölümü Hollanda, Exloo yakınlarında bulunan bir güçlü radyo teleskoplar ağı) ile Hollanda üzerindeki Gama-ışın gökyüzünün Fermi görüntüsünü gösteriyor. LOFAR yakın zamanda, Fermi tarafından tespit edilen, daha önce tanımlanmamış iki yüksek enerji Gama-ışın kaynağını, yayınladıkları düşük enerji radyo radyasyonunu gözleyerek tanımladı. Yeni tanımlanmış bu iki kaynak Gama-ışın görüntüsünde hedef daireleriyle gösterilmiş. LOFAR gözlemleri her iki kaynağın da pulsarlar, yani hızla dönen nötron yıldızları olduğunu gösteriyor. En sağdaki kaynak, ikinci en hızlı dönen nötron yıldızı olmasını sağlayan saniyede 707 devirlik inanılmaz bir hızla dönüyor. Soldaki kaynak da yine bir pulsar ve saniyede “yalnızca” 412 devir yapıyor. Oralarda başka neler var?

Görsel & Referans: NASA/DOE/Fermi LAT Collaboration ve ASTRON

ULX Fabrikası

0
ULX Fabrikası

Galaksilerdeki hızlı yıldız oluşumu komşu galaksiler arasındaki çarpışmalarla etkinleşebilir. Bu çarpışmalar, çarpışan galaksilerdeki çevresel gazda şokları tetikleyebilir ve bazı gaz bulutlarının hızla yıldızlara sıkışmasına sebep olur. Samanyolu’na nispeten yakın en aktif yıldız oluşturan galaksilerden bir tanesi, her yıl 10 ile 100 arası Güneş türü yıldız oluşturan Arp 299 adlı galaksidir. Arp 299 gerçekte, uzun zaman önce çarpışan NGC 3690 ve IC 694 adlı iki galaksidir ve bu yüksek yıldız oluşum hızından muhtemelen bu çarpışma sorumludur. X-ışın emisyonu, fazlaca örtülü, yeni oluşmakta olan yıldızların görüntülerini sağlamasıyla ve aynı zamanda çoğu dev yıldızın hızlıca evrimleştiği kompakt cisimlerin (nötron yıldızları ve kara delikler) bir nüfus sayımını sunmasıyla bir galaksideki bütün yıldız oluşumu tarihini izlemek için iyi bir araçtır. Arp 299 X-ışınlarında oldukça parlak. Yukarıdaki görsel Arp 299’un Chandra X-ışın Gözlemevi’nden pembe renkle gösterilen X-ışın emisyonu ve NuSTAR yüksek enerji X-ışın teleskobundan maviyle gösterilen yüksek enerji X-ışınlarıyla birlikte birleştirilmiş bir optik görüntüsü. X-ışın verileri, Arp 299’da büyük sayıda çok kuvvetli, “aşırı parlak X-ışın kaynağı” (ULX) gösteriyor. Bu ULX’ler X-ışınlarında, galaksilerde bulunan çoğu “normal” (patlayıcı olmayan) X-ışını yayınlayan cisimden daha parlaklar. Tipik olarak galaksiler bir veya iki ULX kaynağına ev sahipliği yaparlar, ama ARP 299 bunlardan 20 tanesine sahip. Güçlü yıldız oluşum bölgeleriyle olan ilişkilerine dayanarak Arp 299’daki bu aşırı parlak kaynakların, normal, dev yıldızlar (Güneş’in kütlesinin 10 katından daha fazla kütleye sahip olan) ve nükleer evrimini tamamlayıp patlamış olan daha büyük bir yıldızın artçısı kompakt bir birikim yapan cisimden (muhtemelen bir kara delik) meydana gelen, birikim yapan yüksek kütleli X-ışın çift yıldız sistemleri olduğu düşünülüyor. Bu X-ışın gözlemleri aynı zamanda NGC 3690 ve IC 694’ün merkezlerinde, fazlaca gömülü süperdev kara delikleri bulunduğunu gösteriyor.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/Univ of Crete/K. Anastasopoulou et al, NASA/NuSTAR/GSFC/A. Ptak et al; Optik: NASA/STScI

Yıldız Patlamaları ve Saatli Bombalar

0
Yıldız Patlamaları ve Saatli Bombalar

Yıldız oluşumu nispeten yavaş bir süreç olarak gerçekleşebilir, ama bazı çevreler alışılmadık, hızlı, belki de galaksiler arasındaki çarpışmaların sebep olduğu ani yıldız oluşumu patlamaları yaşar. Bu patlamalarda oluşan parlak, nadir, dev yıldızların gruplarının incelenmesi, yıldız oluşumunun çeşitli kozmik ortamlarda gerçekten nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı oluyor. Çünkü dev yıldızlar o kadar hızlı evrimleşir ki, yakın zamanlı, aktif yıldız oluşumunun işaret direkleri görevi görürler. Dev yıldızlar fazla parlak oldukları için büyük mesafelerde tanımlanabilir ve incelenebilirler. IC 10 adlı küçük galaksi, yıldız oluşumu teorileri için ilginç bir sınama ortamı sağlıyor. IC 10 küçük bir galaksi olsa da şaşırtıcı derecede fazla sayıda dev yıldız barındırıyor ve yıldız oluşumunun özellikle aktif olduğuna işaret ediyor. IC 10’un yıldız popülasyonu hem evrimleşmiş, hem de evrimleşmemiş dev yıldızlar içeriyor. Bu evrimleşmiş dev yıldızların en büyükleri ekstrem evrimleşmeye uğramışlar ve süpernovalar olarak patlayıp arkalarında kompakt nötron yıldızları ve kara delikler bırakmışlar. IC 10’daki bu kompakt cisimlerin dev yıldızlara karşılık sayısını belirlemek, dev yıldız oluşumunun kapsamlı demografiklerinin anlaşılmasına yardımcı oluyor. Bu kompakt cisimler en iyi X-ışın gözlemleri kullanılarak belirlenebilir. IC 10 ile ilgili, Chandra X-ışın Gözlemevi ile 2003’ten 2010’a kadar elde edilen yüksek uzaysal çözünürlüklü fotoğrafların kullanıldığı yeni bir çalışma, IC 10’deki X-ışın kaynağı popülasyonunun en iyi incelemesini sunuyor. Yukarıdaki görsel, Chandra X-ışın emisyonu fotoğrafı (koyu mavi) ile birleştirilmiş bir kompozit optik görsel (kırmızı, yeşil, mavi). Chandra IC 10’da toplamda 110 X-ışın kaynağı tespit etti. Bu kaynaklardan on altı tanesi, dev yıldızın, yıldızdan madde yutarak bu işlem sırasında parlak, değişken X-ışın emisyonu üreten bir nötron yıldızı ya da kara delik yoldaşa sahip olduğu dev X-ışın çiftleri olarak tanımlandı. X-ışın çiftlerinin nispeten büyük sayısı, yıldız patlamasının yaşının sınırlanmasına imkan sağlıyor ve yıldız patlaması aktivitesinin IC 10 gibi düşük kütleli galaksilerde nasıl meydana geldiğine dair önemli bilgiler sunuyor.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/UMass Lowell/S.Laycock et al. Optik: Bill Snyder Astrophotography

Korona Işığı

0
Korona Işığı

Güneş atmosferinin tacına, yani en dış bölgesine, korona adı verilir. Korona milyonlarca dereceyi aşan sıcaklıklarıyla aşırı şekilde sıcaktır ve Güneş’in görünebilir yüzeyinin hemen üzerinde uzaya doğru akar. Korona oldukça dinamiktir ve Güneş’in leke çevrimiyle ve de çok daha kısa zaman aralıklarında değişir. Ay ve Güneş’in tuhaf bir tesadüfle Dünya’dan görüldüğü şekliyle aynı görünür büyüklüğe sahip olmaları (Ay Güneş’ten 400 kat daha küçük olmasına rağmen 400 kat daha yakındır) dışında koronayı Dünya’dan görmemiz mümkün olmazdı, çünkü Güneş’in fotosferinin görünür emisyonundan çok daha sönüktür. Ama tam Güneş tutulmaları sırasında Ay doğrudan Güneş ve Dünya arasına ilerler ve yeryüzünde 105 kilometre genişliğinde bir tam karanlık oluşturur. Bu siyah nokta Dünya üzerinde saatte 1500 kilometreyi aşan hızlarda hareket eder. Eğer gökyüzü açıksa gölge şeridindeki insanlar Ay Güneş’i örttüğünde koronanın ışığını kısa bir süre için (birkaç dakikaya kadar) görebilirler. Güneş’in Dünya’ya gerçek anlamıyla maddesel olarak değen bir parçası olduğu için koronayı anlamak önemlidir. Güneş’in manyetik alanının dolanıklığının yol açtığı fışkırmalar ve patlamalar koronanın aşırı sıcaklığından sorumludur ve aynı zamanda koronal kütle atımı (CME) olayları sırasında koronanın büyük parçalarını uzaya atabilir. Eğer Dünya bir CME’nin yolu üzerindeyse, yüklü parçacıkları Dünya’nın manyetik alanıyla etkileşime girerek renkli auroraları meydana getirir. Ama çok güçlü CME’ler yörüngedeki iletişim uydularına zarar verebilir ve Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki personel, hatta havayolu yolcuları için tehlike teşkil edebilir. Bu olayların tehlikeleri bir tarafa bırakılırsa tümlük sırasında koronanın görüntüleri muhteşemdir. Yabi eğer yapabilirseniz dışarı çıkın ve bir tutulmanın tadını çıkarın. Ama tutulmayı güvenli izlemek için gerekli önlemleri aldığınızdan emin olun çünkü Güneş’in fotosferik ışığının küçük bir kısmı bile gözlerinize zarar verebilir.

Görsel: S. Habbal, M. Druckmüller ve P. Aniol

Uzay İstasyonu İçin ISS-CREAM

0
Uzay İstasyonu İçin ISS-CREAM

Bir yüzyıldan uzun süre önce Victor Hess tarafından keşfedildiklerinden beri kozmik ışınların kökeni bir gizem olarak kaldı. Kozmik ışınlar, inanılmaz enerjilere hızlanmış atomların kopmuş parçalarıdır (elektronlar, protonlar, atom çekirdekleri ve diğer atomaltı parçacıklar). Bu küçük parçacıklardan bazıları o kadar enerjiktir ki, bir Steven Strasburg ‘fastball’u (beyzbolda atıcının tüm gücüyle yaptığı atış) kadar güce sahiplerdir. Kozmik ışınlar Dünya’ya yağar ve atmosferdeki atomlarla çarpışarak, her saniye yüzlercesi vücudunuzdan geçen ikincil elektronlar ve müonlar meydana getirir. Bazı kozmik ışınlar Güneş’teki yüksek enerji patlamaları tarafından üretilirken diğerlerinin süpernovalarla, ölmekte olan yıldızların muazzam kuvvetlerdeki patlamalarıyla ilişkili olduğu düşünülüyor. Kozmik ışınların kompozisyonlarını belirlemek, bu tuhaf yıldızlararası gezginlerin nasıl üretildiklerini anlamak adına önemli bir araç. Ve iş kozmik ışınları ölçmeye geldiğinde, atmosferle çarpışmalarından önce tespit edebilmek için yüksek irtifalarda incelemek faydalı olur. Bugün, kozmik ışınları incelemek için yeni bir tesis, Uluslararası Uzay İstasyonu’na yüklenmek üzere fırlatılıyor. ISS-CREAM (genelde “ice-cream” şeklinde söyleniyor) adı verilen bu deney gerçekte CREAM adı verilen ve “Kozmik Işın Enerjikleri Ve Kütlesi” anlamına gelen balon temelli bir deneyin değiştirilmiş bir versiyonu. CREAM, Antarktika civarında üst atmosferde uzun süreli balon uçuşları gerçekleştirmişti. Bu balon uçuşları kozmik ışınların kompozisyonu ve kökeni hakkında önemli bilgiler sağladı ama doğal olarak uçuş süresiyle sınırlıydılar. ISS-CREAM’i Uzay İstasyonu’na birleştirerek kozmik ışınların gözlemleri en azından üç yıl boyunca neredeyse kesintisiz hale getirilecek. Kozmik ışınların kökenlerini belirlemek ve bilim insanlarının bunların hangi yollarla hızlandığını ve uzaya fırlatıldıklarını anlamalarına yardımcı olmak adına bu gözlemler kozmik ışınların en yüksek enerjilere kadar doğrudan ölçümlerine genişletilecek. ISS-CREAM 14 Ağustos Pazartesi, bir Falcon 9 roketi kullanılarak bir SpaceX Dragon Kapsülü’nde fırlatılıyor.

Görsel & Referans: ISS-CREAM; NASA; UMd

Geniş Görünüm

0
Geniş Görünüm

Ev sahibi galaksisinden aşırı miktarda madde tüketen ve bu nedenle kendi radyasyonu, galaksinin tüm yıldızlarının toplam emisyonundan daha parlak olan bir biriktiren süperdev kara delik barındıranlar aktif galaksilerdir. Bu enerjinin akıl almaz derecede küçük bir hacimde üretildiğini düşünmek hayret verici: süperdev kara delik milyarca güneş kütlesinden çok daha fazlasını (galaksinin toplam kütlesinin yaklaşık %1’i) taşısa da, kara deliğin (olay ufkuyla ölçülen) boyutu Neptün’ün yörüngesinin içerisine rahatlıkla (ama Dünyalılar için pek de rahat olmazdı) sığardı. Beslenen kara delikler sıklıkla, uzaya doğru yüz binlerce, hatta milyonlarca ışık yılı boyunca uzayan dar ve güçlü parçacık hüzmeleri oluşturur. Blazarlar adı verilen bazı aktif galaksilerde kara deliğin jeti, çok parlak ve değişken yüksek enerji X-ışın ve hatta Gama-ışın emisyonu üreterek doğrudan Dünya’ya doğrultulmuştur. Bu galaksiler bize kara delik birikimi ve jet üretiminin eşsiz görüntülerini verir ama emisyonu tamamen karakterize edebilmek için neredeyse tüm elektromanyetik spektrumu kapsayan gözlemler gerektirir. Ve bu kaynaklar fazlasıyla değişken olduklarından bu gözlemler neredeyse eş zamanlı olmak zorundadır. Bu da meşgul astronomlar ve çok fazla talep alan teleskoplar için ayarlanması zor bir şey. Ama yakın zamanda, hedefin önemli bir blazar olan 3C 279 olduğu böyle bir çoklu dalga boyu gözlem kampanyası başarıya ulaştı. Gözlemler blazarın INTEGRAL Gama-ışın uzay laboratuvarı tarafından görülen büyük bir parlaması etrafında gerçekleşti ve birkaç farklı uzay ve yer teleskobu bu özellikle aktif zaman boyunca (nispeten) hızlıca aktif galaksiye doğru çevrildi. Yukarıdaki görsel (sağ altta) 3C 279’un neye benzeyebileceğine dair bir sanatçı tasvirini gösterirken, grafik blazarın parlaklığını (SMARTS optik gözlemevi ve uzay temelli gözlemevleri Swift, INTEGRAL ve Fermi Gama-ışın Uzay Teleskobu tarafından ölçüldüğü şekilde) optikten Gama-ışın dalgaboylarına kadar özetliyor. Gri kesintisiz çizgi ve beyaz kesikli çizgi kara deliğin davranışını tarif eden iki teorik modeli temsil ediyor. Her iki model de gözlemleri tarif ediyor ama her ikisi de verilere uygun olabilmek için alışılmadık biçimde aşırı özelliklere ihtiyaç duyuyor.

Görsel & Referans: Bottacini et al., 2015, The Astrophysical Journal, 832, 17; ESO/M. Kornmesser

Proxima Centaurililer İçin Bir Patlama

0
Proxima Centaurililer İçin Bir Patlama

Yeni çalışmalar Samanyolu’ndaki yıldızların tamamı değilse bile çoğunun yörüngelerinde gezegenler olduğunu gösteriyor. Bu gezegenlerden bir kısmı yaşayan şeylere ev sahipliği yapıyor olabilir. Bir gezegen üzerinde yaşamın doğması için gerekli olan kimyasal süreçlerde sıvı suyun zorunlu olduğuna inanılıyor. Ama sıvı su yalnızca dar bir sıcaklık aralığında var olur: çok soğuk olursa su donar, çok sıcak olursa da buharlaşır. Bir gezegenin sıcaklığının büyük oranda yıldızına olan uzaklığı tarafından belirlendiği hesaba katılırsa, yaşamın ortaya çıkabilmek için bir şansa sahip olabilmesi adına gezegenin yer alması gereken belirli bir uzaklık aralığı (“yaşanabilir bölge”) bulunuyor. Ama yaşanabilir bölge içerisindeki yıldızlar için bile yaşama giden yolda çok sayıda engel mevcut. Yıldızlar sadece durağan, nazik radyasyon kaynakları değiller. Çoğu yıldız kararsız manyetik alanlara sahipler ve bu manyetik alanlar, en kuvvetli hidrojen bombasından milyonlarca kat daha güçlü, muazzam püskürmeler üretebilir. Güneş Sistemimiz dışındaki en yakın gezegen sistemi Proxima Centauri’nin etrafında dönüyor ve bir gezegen, Proxima Centauri b, Proxima Centauri’nin yaşanabilir bölgesinde yer alan Dünya benzeri kayalık bir cisim. Ama Proxima Centauri özellikle kararsız tipte bir düşük kütleli yıldız olduğu için, yaşanabilir bölgesinin koşulları da oldukça çetin. Astronomlar ne kadar çetin olduğunu anlamak için, Proxima Centauri’nin yıldız patlamalarından biri sırasında üretilen tehlikeli radyasyon miktarını incelemek adına, Hubble Uzay Teleskobu, Chandra X-ışın Gözlemevi ve Astrosat’ı (Hindistan’ın ilk X-ışın uzay teleskobu) kullanarak bir gözlem kampanyası düzenlediler. Yukarıdaki görsel Proxima Centauri ve (DG CVn adlı bir yıldızda gözlenen süperparlamanın yorumlanması temel alınarak) aktif bölgelerinin bir sanatçı tasviri. İlave resim, Proxima Centauri’nin güçlü yıldız patlamalarından biri tarafından yayınlanan morötesinden X-ışın rejimine kadar tehlikeli radyasyonu gösteriyor.

Görsel & Referans: Christian Schneider (Hamburg Gözlemevi); Astrosat (ISRO, TIFR, IIA, VSSC, IUCAA, SAC); HST; Chandra X-ray Observatory; NASA