26 Ocak, Pazar, 2020

Genel

Ana Sayfa Genel

Ne Kadar Yüksek?

Yıldız kütleli kara delikler, yüksek enerji gama-ışın radyasyonu emisyonuyla işaretlenen aşırı güçlü patlamalardan doğarlar. Bazı kara delikler nükleer yakıtları sona erdikten sonra çok büyük yıldızların çökmesinden doğarken bazıları zaten çökmüş olan nötron yıldızlarının birleşmeleriyle üretilir. Bu güçlü gama-ışın patlamaları Fermi Gama-ışın Uzay Teleskobu, Neil Gehrels Swift Gözlemevi gibi uzay temelli teleskoplarla, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki CALET cihazıyla ve diğer tesislerle tespit edilebilir. Bu gama-ışın patlamalarının ne kadar enerji serbest bırakabilecekleri bilinmiyor, ama yukarıdaki görsel çıtayı epey yükseltiyor. Bu görüntü, Namibya’da bulunan bir dizi optik teleskopun, Yüksek Enerji Spektroskopik Sistem’in (ya da H.E.S.S.) 28 metrelik teleskobu ile elde edildi. Yer temelli bir optik teleskop yüksek enerji gama-ışın radyasyonunu nasıl tespit edebilir. Bir gama-ışın patlamasının yüksek enerji gama-ışınları Dünya’nın atmosferine çarptığında, ışığın atmosferde ilerleyebileceğinden daha yüksek (elbette ışığın boşlukta gidebileceğinden, yani nihai hız sınırından daha fazla değil) hızlarda ilerleyen atomaltı parçacıklar üretir. Bu aşırı hızlı giden parçacıklar Cherenkov radyasyonu olarak bilinen mavi bir parlama oluşturur. H.E.S.S. bu mavi parlamayı tespit eder ve gelen gama-ışınının konumunu belirleyip enerjisini anlayabilir. Temmuz 2018’de H.E.S.S.’in en büyük teleskobu, GRB 180720B adıyla bilinen patlama tarafından üretilen bir gama-ışınını tespit etti. Görüntüde bir artıyla işaretlenen H.E.S.S. kaynağı, patlama gerçekleştikten sonraki 10. ve 12. saatler arasında üretilen aşırı yüksek enerjili radyasyonu gösteriyor. Bu, bu kadar yüksek enerji bandında tespit edilen ilk gama-ışın patlaması. Patlamanın kendisi yalnızca 50 saniye sürdü, bu yüzden de patlamanın gerçekleştikten bu kadar uzun süre sonra böyle aşırı radyasyon üretmiş olması oldukça şaşırtıcı.

Görsel: H.E.S.S. İşbirliği

Mirasımızın Bir Bölümü

Uzaydaki teleskoplarla yapılan gözlemler, özellikle profesyonel bilim insanlarının ilgi alanı olan cisimler hakkında olağanüstü bilgiler sağlar. Bilim insanları rekabetçi biçimde böyle gözlemleri önerir, verileri analiz eder ve sonuçları yayınlarlar. Dijitalleştirilen verilerin kendileri de uzay temelli görüntülerin büyümekte olan mirasının bir parçası halini alıyor. Bu görüntülere, hem kamu hem de bilim insanlarınca, herkes tarafından serbestçe ulaşılabiliyor ve herkesin evrenin güzelliğini, birkaç on yıl öncesine kadar ancak hayal edebileceğimiz yollarla incelemesini sağlıyor. Yukarıda gösterilen bu güzel görüntüler, Hubble Uzay Teleskobu ve Chandra X-ışın Gözlemevi arşivleri tarafından, geçtiğimiz Ekim ayındaki Arşivler Ayı’nın parçası olarak yayınlandı. Bu görseller Hubble Uzay Teleskobu’nun görünür bant görüntülerinin ve Chandra X-ışın Gözlemevi’nin görünmez bant X-ışın görüntülerinin birer kompoziti. Yüksek çözünürlüklü optik Hubble görselleriyle yüksek çözünürlüklü Chandra X-ışın görsellerinin karşılaştırılması, yüksek enerjili patlamalarla çarpışmaların nasıl farklı cisimlerden kaynaklandıklarını ortaya çıkarıyor ve dinamik Evrenimizin çok daha tam bir görüntüsünü sağlıyor. Yukarıdaki görseller, ya güçlü süpernova patlamaları, ya da yıldızların rüzgarları ve dış akışlarının birleşik gücü tarafından üretilen ayrı X-ışın yayınlayan bulutları gösteriyor. X-ışın yayınlayan bu bulutların hepsi Samanyolu’nun 150.000 ışık yılından daha uzaktaki bir yoldaşında, Büyük Macellan Bulutu’nda bulunuyor. Soldan başlayarak saat yönünde sıkıcı adlarıyla N103B (bir beyaz cüce yıldızın Chandrasekhar kütle limitinin ötesine itildikten sonra patlamasıyla üretilen sıcak gaz bulutu), LHA 120-N 44 (bir yıldız oluşum bölgesinin çevresindeki dev, sıcak, rüzgarla şişmiş kabarcık), LMC N63A (Güneş’ten çok daha ağır bir yıldızın, çekirdek çökmesi süpernovası olarak bilinen patlamasının kalıntısı), N132D (dev bir yıldızın çekirdek çökmesi tarafından oluşturulan at nalı şekilli süpernova kalıntısı) ve DEM L238 ile DEM L71 (beyaz cüce süpernovalarının kalıntıları) olarak biliniyorlar. Arşivlerde çok daha fazla sayıda güzel görüntü bulabilirsiniz.

Görsel: NASA/CXC/SAO & NASA/STScI. izniyle sağlanan görüntülere dayanan Judy Schmidt tarafından geliştirilmiş görüntü (CC BY-NC-SA)

Sihirli Patlama

Bir yıldızın merkezinde bir kara delik aniden oluşsa neler olacağını düşünün. Astronomlar bunun gerçekten de, en azından haftada birkaç kez bazı çok büyük yıldızlar öldüğünde gerçekleştiğini düşünüyorlar. Çok büyük bir yıldız çekirdek bölgesindeki yakıtı tükettiğinde yıldızın muazzam kütlesi çekirdeği ezer, bir atom çekirdeğinin yoğunluğundan daha yüksek bir yoğunluğu sıkıştırır ve bir olay ufkuyla çevrelenen sonsuz yoğunlukta bir tekillik oluşturur. Bu, yıldız için sevindirici bir haber değildir. Bir yıldızın çevresinde bir kara delik oluştuğunda yıldızın geriye kalan dış katmanlarını biriktirmeye başlar, kara deliğin çevresinde bir birikim diski ve aşırı hızlı harekete eden yüklü parçacıklarla radyasyondan meydana gelen güçlü bir jet oluşturur. Bu jet yıldızdan çıkar ve yıldızı parçalar. Bu hüzme bizim doğrultumuza dönük olduğunda bu yıldız patlaması aşırı güçlü bir gama ışın patlaması üretir. Fermi Gama-ışın Uzay Teleskobu ve Neil Gehrels Swift gözlemevi gibi uydu gözlemevleri, Evren’in her yerinde bu patlamalardan keşfediyor ve kara deliklerin hangi sıklıkta oluştuklarını anlamamıza yardımcı oluyorlar. Yukarıdaki illüstrasyon, Fermi (görüntünün solundaki uzay aracı) ve Swift’in (sağda) detektörlerini dolduran bir gama-ışın patlamasından gelen gama ışınları yağmurunu gösteriyor. Bir kez bu uydular tarafından yeri belirlendiğinde astronomlar, ilgi çekici gama-ışın patlamaları ve diğer geçici gök olaylarının haberlerini internet aracılığıyla dağıtan ‘Gamma-ray Coordinates Network/Transient Astronomy Network’ ve ‘the Astronomer’s Telegrams’ gibi servisler tarafından devam gözlemleri için haberdar ediliyorlar. 19 Ocak 2019’da, sıra dışı bir patlama hem Fermi hem de Swift tarafından görüldü. Fermi’nin Geniş Alan Teleskobu bu patlamanın olağan dışı şekilde enerjik olduğunu ve Fermi tarafından görülen tüm diğer patlamalardan daha yüksek enerjili gama-ışın emisyonu ürettiğini gösterdi. Swift ve Fermi ekipleri tarafından yapılan bildirinin ardından Büyük Atmosferik Gama Görüntüleme Cherenkov gözlemevi, yani MAGIC’in dev teleskopları hızlıca patlamanın konumuna doğrultuldu. MAGIC, Evren’deki en enerjik olayları tespit etmek üzere tasarlanan bir gözlemevi. MAGIC bu patlamanın, Fermi tarafından görülenden 10 kat daha enerjik bir radyasyon ürettiğini keşfetti. Bu da onu bilinen en enerjik gama-ışın patlaması yapıyor.

Görsel: NASA/Fermi ve Aurore Simonnet, Sonoma State University

Yaşam Veren Renklerde

Galaksimizdeki yaşam yıldızların ölümüne bağlıdır. Yıldızlar, merkezlerinde meydana gelen ve maddenin enerjiye dönüştürülmesinde yıldıza gücünü veren bir termonükleer füzyon işlemiyle daha basit olanlardan önemli ve kompleks atomları oluşturan kimyasal fabrikalardır. Yıldızlar merkezlerindeki yakıt tüketildiğinde ölürler. (Güneşimiz gibi) düşük kütleli yıldızlar öldüklerinde arkalarında beyaz cüce yıldızlar, yani akıl almaz şekilde yoğun karbon ve oksijen topları bırakırlar. Beyaz cüceler birer saatli bombadır: eğer (diyelim ki bir yoldaş yıldızdan ya da yıldızlararası ortamdan) yeterince madde biriktirirlerse temel bir fiziksel sınırı aşabilir ve karbonlarını süpernova adı verilen ani bir termonükleer patlamaya dönüşecek şekilde tutuşturarak korkunç şekilde çökebilirler. Tek bir süpernova patlaması bütün bir galaksinin yıldızları tarafından yayınlanan toplam enerji kadar güçlü olabilir ve patlama, yıldız tarafından yaşamı süresince üretilen kimyasallar dağıtır. Bu süreçte yeni ve daha bile kompleks kimyasallar da üretilir. Bu sayede ev sahibi olan galaksi, tozu, toprağı, gezegenleri ve yaşamı üretmek için gereken molekülleri oluşturan kimyasallar açısından zenginleşir. Bu sürecin ana hatları anlaşılmış durumda ama detayları henüz gizemini koruyor. Yukarıdaki görsel, Tycho Süpernova Kalıntısı’nın, 1572 yılında ünlü astronom Tycho Brahe tarafından patlayışı gözlenen bir yıldızdan dışarı atılan zenginleşmiş gaz ve tozun Chandra X-ışın Teleskobu tarafından alınan derin bir X-ışın pozu. Renkler, farklı, sıcak, fazlaca yüklü atomların emisyonlarını belirten farklı X-ışın enerjilerini temsil ediyor. Sıcak, X-ışın yayınlayan gaz oldukça kümelenmiş durumda ve neredeyse küresel bir patlamadan bekleneceği kadar düzgün değil. Bu görüntüyle ilgili yeni bir çalışma bu kümelerin, atılan maddelerin patlamayı çevreleyen ortamdaki maddelerle daha sonra gerçekleşen etkileşimlerden kaynaklanmaktansa ilk patlamanın yapısal bir parçası olduklarını öne sürüyor.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/RIKEN & GSFC/T. Sato et al; Optik: DSS

Ani ULX

Bildiğimiz en güçlü X-ışın kaynakları birikim yapan kara deliklerdir. Bu kara delikler güçlerini çevrelerinden madde biriktirmelerinden alırlar. Bu maddeler, kompakt bir çift sistemindeki yıldız kütleli “küçük” bir kara delik tarafından komşu bir yıldızdan çekilebilir, ya da aktif bir galaksinin merkezindeki süperdev kara delik tarafından yutulan dev gaz, toz ve yıldız bulutları olabilir. Her iki durumda da bu süreç neredeyse aynıdır: maddeler kara deliğin olay ufkuna doğru girdap şeklinde düşerken muazzam miktarlarda yüksek enerji X-ışın radyasyonu yayınlayan sıcak bir birikim diski oluşturur. Bu radyasyonun gücü o kadar fazladır ki biriken madde miktarını sınırlayabilir ve çok fazla radyasyon üretilirse bir kesme valfi gibi davranabilir. Bu yüzden birikim yapan bir kara delik sisteminin yayınlayabileceği maksimum radyasyon miktarı olmalı. Astronomlar geçtiğimiz yıllarda, birikim yapan kompakt cisimlerin karakteristiklerine sahip olan ama bu limitten çok daha parlak gibi duran gizemli bir cisim sınıfı tanımladılar. Bu kaynaklara Aşırı Parlak X-ışın kaynakları, ya da kısaca ULX’ler adı veriliyor. Bu tuhaf kaynakların doğası henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Bazı ULX’ler birikim yapan nötron yıldızları gibi görünüyor ve gözlenen X-ışınları muhtemelen nötron yıldızından çıkan dar bir parçacık hüzmesinden kaynaklanıyor. Öne sürülen diğer ULX’ler “orta kütleli”, yani bin ya da daha fazla Güneş kütlesine sahip kara delikler, belki de yıldız kütleli ve süperdev çeşitleri arasında geçişken olan cisimler. Yukarıdaki görsel Havai Fişek Galaksisi’nin optik bir görüntüsünü gösteriyor. Görselin üzerine eklenen parlak mavi ve yeşil noktalar NuSTAR uzay gözlemevi tarafından görüldüğü şekliyle ULX’lerin parlak yüksek enerji X-ışın emisyonu kaynaklarının konumlarını gösteriyor. Yeşille gösterilen nokta, NuSTAR gözlemleri sırasında birden beliren şaşırtıcı bir kaynağın emisyonu. Bu “Yeşil ULX”in doğası kesin olarak bilinmiyor. Bu ani parlaklaşma belki büyük miktarda maddenin bir kara delik ya da nötron yıldızı tarafından biriktirilmesinden kaynaklanıyordur. Belki de bir kara delik yoldaş yıldızını yutmuştur.

Görsel: NASA/JPL-Caltech/Dijital Gök Taraması

Daha İyi Bir Kara Delik Oluşturmak

Makul bir hassaslıkla ölçülen kara delik kütleleri sınırlı sayıda aralık içine düşüyor gibi duruyor. Birkaç taneyle onlarca Güneş’e kadar kütleye sahip olan “yıldız kütleli kara delikler” var. Yıldız kütleli kara delikler genelde, normal bir yoldaş yıldızdan çektikleri maddeleri yuttuklarında ürettikleri X-ışın emisyonuyla belirleniyorlar. Bunun dışında, normalde galaksilerin merkezlerinde gizlenen ve milyonlarca (hatta milyarlarca) Güneş kütlesine sahip olan süperdev kara delikler mevcut. Bu süperdev canavarlar, hemen çevrelerindeki maddeleri, gazı, tozu, yıldızlar ve gezegenleri aktif olarak yuttuklarında ürettikleri güçlü X-ışın, optik ve radyo emisyonuyla belirleniyorlar. (Bildiğimiz kadarıyla) tüm kara delikler (Güneş’ten en az on kat daha fazla kütleli) dev yıldızların patlayarak çökmesiyle oluştuğuna göre, süperdev kara delikler belki de yıldız kütleli kara deliklerin birleşmeleriyle ortaya çıkıyordur. Peki öyleyse de nasıl? Artık büyük yıldız kütleli kara deliklerin daha küçük kara deliklerin birleşmeleri sonucunda nasıl oluştuklarına, bu devasa kozmik çarpışmaların Evren’i nasıl sarstıklarını izleyerek doğrudan şahit olabiliyoruz. Galaksilerin birleştiğini biliyoruz ve eğer öyleyse birleşen galaksilerdeki süperdev galaksilerin de birleşmeleri ve daha bile büyük bir süperdev kara delik meydana getirmeleri mümkün. SDSS J084905.51+111447.2 sisteminde, Dünya’dan yaklaşık bir milyar ışık yılı uzakta üç galaksinin çarpışmasında bu süreç işliyor olabilir. Chandra X-ışın Gözlemevi’nden ilave X-ışın görüntüsü, üç adet X-ışın kaynağı (bir tanesi merkezin yakınındaki parlak olan, diğerleriyse üstte ve sağdaki sönük iki tane olan) gösteriyor. X-ışın verileri yanında NASA’nın Geniş Alan Kızılötesi Tarama Kaşifi’nin ve Sloan Dijital Gök Taraması’yla Büyük Binoküler Teleskop’un yer temelli optik verileri, bu kaynakların birleşen galaksilerde bulunan birikim yapan süperdev kara delikler olduklarını gösteriyor. Böylesi üçlü kara delik sistemlerini belirlemek önemli çünkü üçüncü kara deliğin, diğer ikisini yavaşlatıp birlikte spiraller çizerek nihayetinde birleşmelerinde önemli bir rol oynayabileceği düşünülüyor. Bu, “son parsek problemi”ni nihayet çözmek için önemli bir adım olabilir.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/George Mason Univ./R. Pfeifle et al.; Optik: SDSS & NASA/STScI

Muhteşem Yedili

Spektr-Röntgen-Gamma (Spektr-RG, ya da kısaca SRG) uzay gözlemevi üzerindeki yeni bir X-ışın cihazı olan eROSITA, yörüngedeki kontrol ve performans doğrulama aşamasını tamamladı ve çalışır haldeki X-ışın teleskoplarının yedisiyle bilimsel gözlemlerine başladı. Yukarıda gösterilen ilk sonuçlar oldukça heyecan verici ve gelecek olanların mükemmel bir örneği. eROSITA’nın ana görevi X-ışınlarında tüm gökyüzünü haritalamak. Geniş bir görüş alanında ve X-ışın enerjisindeki geniş bir aralıkta hassas gözlemler sağlayan yedi ayrı X-ışın teleskobundan oluşuyor. eROSITA geçici yörüngesinde, Dünya-Güneş hattı üzerinde Dünya’nın 1.6 milyon kilometre gerisinde ilerlerken yedi teleskobuyla gökyüzündeki bir hattı tarıyor ve bir yıl içerisinde tüm gökyüzünün bu hatlardan oluşan bir görüntüsünü oluşturacak. Soldaki görüntü, komşumuz ve Samanyolu’nun bir uydu galaksisi olan Büyük Macellan Bulutu’nun (LMC) tam bir “ilk fotoğrafı”nı gösteriyor. eROSITA’nın X-ışın görüntüsü, LMC’deki (süpernovalar ve yıldız rüzgarlarının güçlü çarpışmaları tarafından üretilen) sıcak gazların dağınık X-ışın emisyonunuyla birlikte birikim yapan nötron yıldızları ve kara delikler gibi ayrı kaynakların X-ışın emisyonunu öne çıkarıyor. Sağda, etkileşen iki galaksi kümesinin, Abell 3391 ve Abell 3395’in eROSITA görüntüsü var. Görselde görülen dağınık X-ışın emisyonu, kümelerde galaksilerin arasındaki boşlukta tutulan aşırı sıcak gazlar tarafından üretiliyor. eROSITA ile yapılan gözlemler, bilim insanlarının Evren’in yapısını ve evrimini anlamasına yardımcı olacak ve de X-ışın gecesinde yükselen şeylerin ve geçici kaynakların eşsiz bir arşivinin oluşturulmasını sağlayacak.

Görsel: Sol: F. Haberl, M. Freyberg and C. Maitra, MPE/IKI; Sağ: T. Reiprich (Univ. Bonn), M. Ramos-Ceja (MPE), F. Pacaud (Univ. Bonn), D. Eckert (Univ. Geneva), J. Sanders (MPE), N. Ota (Univ. Bonn), E. Bulbul (MPE), V. Ghirardini (MPE), MPE/IKI

TeraVolt SNR

Havada ışıktan hızlı hareket eden parçacıklar tarafından üretilen emisyonu kullanan yer temelli teleskoplar, bir süpernovanın tera-elektronvolt, yani TeV enerjilerinde tarihi ilk görüntüsünü oluşturdular. Yüksek Enerji Stereoskopik Sistemi, ya da kısaca H.E.S.S. projesi, astrofiziksel bir kaynağın yüklü parçacıkları ışıktan daha yüksek hızlarda bir “foton patlaması” oluşturarak atmosferden geçtiklerinde ortaya çıkan Cherenkov ışımasını kaydetmek için (Namibya’da bulunan) bir dizi yer temelli teleskop kullanıyor. Yukarıdaki görsel, (SNR RX J1713.7-3946 olarak bilinen) süpernova kalıntısının TeV fotonları atmosfere girdiğinde üretilen emisyonu gösteriyor. TeV görüntüsündeki konturlar SNR’nin X-ışın emisyonunu gösteriyor ve TeV görüntüsüyle X-ışın görüntüsü arasında iyi bir korelasyon var. TeV görüntüsü, süpernova kalıntılarının yüksek enerjili galaktik kozmik ışınların kaynağı olduğu fikrine olan güveni arttırıyor.

Referans: H.E.S.S. Collaboration – görsel sahibi Werner Hofmann (MPI)

Orion’un Kılıçları

Gökyüzündeki en tanınır takımyıldızlardan birisi de Orion’dur. Orion, 3 adet parlak, dev yıldızın doğrusal dizilimi, yani Orion’un kemeriyle ünlüdür. Kemerin kuzeydoğusuna doğru, gökyüzündeki en renkli ve tehlikeli yıldızlardan birisi olan parlak kırmızı yıldız Betelgeuse kolayca görülebilir ve güneybatıya doğru mavi-beyaz yıldız Rigel görülür. Kemerin altında asılı olan ve Orion’un Kılıcı’nın bir bölümünü oluşturan küçük ve gösterişli nebula Messier 42 çıplak gözle görülebilir. Nebula aslında bize en yakın yıldız oluşum fabrikalarından birisi, bu yüzden de bu nebulanın incelenmesi, yıldızların nasıl oluştukları ve de dev yıldızların oluşumunun gelecekteki pek çok yıldız neslinin doğumunu nasıl etkileyebileceğine dair anlayışımız için anahtar bilgiler sunuyor. Yıldızlar yoğun gaz ve toz bulutlarından doğuyorlar ve bu hammaddeler genelde, yıldız doğumevinde gerçekleşen ilginç şeyleri görmemize engel oluyor. Ama bu genç yıldızlar tarafından üretilen X-ışınları bu engeli aşabiliyor. Bu yüzden de X-ışın araştırmaları, Orion Nebulası ve başka yerlerdeki yıldız oluşumunun özelliklerini ve süreçlerini belgelemede önemli bir rol oynadı. Yukarıdaki görsel M42’nin, Trapezium adıyla bilinen merkezi yakınlarındaki küçük parlak yıldız kümesini gösteren bir kızılötesi görüntüsü. Trapezium’daki en parlak yıldızlar Güneşimizin kütlesinin 15-30 katı kadarı kütlelere sahipler ve Güneş’in yaşının onda birinden daha gençler. Soldaki görsel aynı bölgenin Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından alınan X-ışın görüntüsü. Chandra’nın elde ettiği özellikle yüksek çözünürlüklü görüntüler, astronomların bu kümedeki yıldızların sıkıca bir arada duran X-ışın emisyonunu çözmek için sahip oldukları en iyi yol. Bu görüntü, Chandra Yüksek Enerji Aktarım Izgarası tarafından yerinde alındı, bu yüzden de parlak X-ışın kaynakları, X-ışın görüntüsünde daha parlak yıldızların etrafında sol üstten sağ alta doğru uzanan parlak kılıç benzeri çizgiler şeklinde görülebilen dağınık spektrumler üretti. Bu çizgiler sıcak gazın kompozisyonu, sıcaklığı, yoğunluğu ve X-ışın emisyonunu üreten milyonlarca derece sıcaklıktaki gazın hızlarıyla dinamik özellikleri hakkında bilgiler içeriyor.

Görsel: X-ışın: CXC; NASA; N. Schulz et al.; Kızılötesi: Two Micron All-Sky Survey

ChandraXX: Uzayda Çığır Açan Bir Ayna

20 yıldan uzun süre önceki fırlatılışından bu yana Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından yapılan pek çok bilimsel keşif, ileri X-ışın optik sistemi, Yüksek Çözünürlüklü Ayna Tertibatı (HRMA) olmasaydı mümkün olmazdı. HRMA, şimdiye kadar üretilen ya da bir uzay aracında uçurulan en gelişmiş X-ışın ayna sistemi. X-ışın görüntülemesi, görünür ışığı görüntülemekten çok daha zordur çünkü en düşük enerjili X-ışınlarının enerjisi bile, görünür fotonların enerjisinden yüzlerce kat daha fazladır. Yüksek enerjilerinden dolayı X-ışın fotonlarını bir aynadan etkili şekilde yansıtmanın tek yolu, X-ışınının aynaya çok dar bir açıyla çarpıp ayna yüzeyinden bir taşın göl yüzeyine çarpıp sekmesine benzer şekilde sekmesidir. HRMA gibi X-ışın ayna sistemleri bu nedenle, içinde eş merkezli daha küçük variller bulunan büyük bir varil şeklindedir. HRMA bu eş merkezli, varil şeklindeki aynalardan dört çift bulunduruyor, böylece varilin ekseninden geçen X-ışınları saptırılıp HRMA’nın on metre kadar gerisinde, Bilim Cihazı Modülü’nün bir parçası olan hassas görüntüleme detektörlerindeki bir odağa taşınabiliyor. Chandra’nın X-ışın aynaları mümkün olan en güzel X-ışın görüntülerini oluşturabiliyor çünkü bu aynalar istisnai şekilde büyük ve pürüzsüzler. Chandra’nın aynaları ilk başta aşırı bir kesinliğe şekillendirildiler, daha sonra aynalarda birkaç atomdan daha büyük bir çıkıntı olmayacak şekilde perdahlandılar. Bu Dünya’nın, en yüksek daha birkaç metreden daha yüksek olmayacak şekilde düzleştirilmesine benzetilebilir. Chandra’nın aynaları aynı zamanda istisnai şekilde temizler: fırlatma sırasında, normal bir bilgisayar ekranı kadar alanda bir taneden daha fazla toz taneciği bulunmuyordu. HRMA’yı oluşturan aynalar bu güne kadar yapılanların en kesini, en düzü ve en temizi, bu sayede de Chandra bize X-ışın Evreni’nin en keskin ve temiz görüntülerini sağlıyor.

Görsel: CXC/SAO/NASA

Chandra XX: X-ışın Gecesinde Yükselen Şeyler

X-ışın gökyüzüne yeterince uzun bakarsanız daha önce hiç görmediğiniz şeyleri göreceksiniz. Bu özellikle de, 20 yıl boyunca X-ışın gökyüzünün parçalarına bakan Chandra X-ışın Gözlemevi için doğru. Bu sözün iyi bir örneği Chandra Derin Alanı, yani Chandra’ın gökyüzünün 85 günden daha uzun süreye eşit bir poz süresinde izlediği bölümü. Bu Derin Alan X-ışın gözlemlerinin ana bilimsel hedefi, süperdev kara deliklerin kozmik zamanda evrimlerini anlamak. Ama zaman zaman daha tuhaf başka şeyler de beliriyor. Yukarıdaki görsel Chandra Derin Alan gözleminin, kırmızının düşük enerjili X-ışınlarını ve mavinin yüksek enerjili X-ışınlarını temsil ettiği “gerçek renkli” bir X-ışın görüntüsünü gösteriyor. Bir pozda astronomlar, görselde “CDF-S XT1” adıyla işaretlenen, daha önce görünmez olan bir kaynaktan gelen ani parlak X-ışın parlamasını gördüklerinde şaşırdılar. Kaynak aniden aydınlanıp bir fışkırmaya dönüştü ve nihayetinde karanlığa gömülmeden önce günün bir bölümü boyunca parlak kaldı. XT1’in parlaklaşması ve sönükleşmesi, görüntünün altındaki bir dizi görselle gösteriliyor. Diğer X-ışın kaynakları da geçici parlaklaşmalar sergiliyor bu ama bu kaynak kendine özgü. Kaynağın aniden parlaması ve sönükleşmesiyle birlikte X-ışınlarının enerjisindeki değişim bilinen hiçbir tür X-ışın değişenine uyum sağlamıyor. Belki de CDF-S XT1 bir tür tuhaf olay, uzak bir galakside patlayan kadim bir yıldızın ürettiği sıra dışı bir süpernova ya da gama-ışın patlaması, veya belki bir kara deliğin bir yıldızı yutuşu, hatta Samanyolu’ndaki küçük bir yıldızın aşırı güçlü patlamasıdır. Bu açıklamaların hiçbiri henüz tam olarak tatmin edici değil. Bu kaynak, radyo astronomlar tarafından yakın zamanda keşfedilen gizemli hızlı radyo patlamalarına benzer tamamen yeni bir olayın keşfini gösteriyor olabilir. Chandra tarafından yapılan gözlemler gelecekte başka hangi gizemleri ortaya çıkaracak?

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/Universidad Cat´olica de Chile/F.Bauer et al.

20 Yılın Değiştirdikleri

20 Eylül 2019 Haftanın Yüksek Enerji Astrofizik Görseli’nin yirminci yıl dönümü. 2019’un aynı zamanda iki büyük X-ışın görüntüleme tesisinin, Chandra X-ışın Gözlemevi (Temmuz 1999) ve XMM-Newton X-ışın Gözlemevi’nin (Aralık 1999) fırlatılışının yirminci yıl dönümü de olması tesadüf değil. Bu tesisler ve diğer uydu ve yer temelli gözlemevleri sayesinde, geçtiğimiz yirmi yılda Evren’deki en güçlü olaylar hakkındaki bilgimizde inanılmaz ilerlemeler kaydettik. Gama-ışın patlamalarının uzun zamandır gizemli olan kökenlerini belirledik, kütle çekim radyasyonları sayesinde kara deliklerin ve nötron yıldızlarının birleşmelerini nihayet tespit ettik, kara deliklerin galaksi kümelerinde çevrelerini harekete geçirmelerini izledik, Samanyolu’nun çevresinde galaksimizin merkezinden doğan dev kabarcıkları ortaya çıkardık, aşırı kuvvetli fışkırmalara tanıklık ettik, yaşamın dayandığı kimyasal elementlerin kökenlerini bulduk, yıldızların kara delikler tarafından parçalanıp yutulmalarını gördük. Yukarıdaki bu görsel, solda Cas A süpernova kalıntısının Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından alınan ilk görüntüsünü gösteriyor. Bu görüntü ilk Haftanın Görüntüsü olarak seçilmiş ve kalıntının merkezindeki kompakt kaynağı, patlayıp X-ışın yayınlayan uzun püskürüğü üreten yıldızın geride bıraktığı küçük çekirdeği nihayet ortaya çıkarmasıyla bilim insanlarını heyecanlandırmıştı. Soldaki görsel, Cas A’nın geçtiğimiz yirmi yılda alınan verilerle oluşturulmuş bir Chandra görüntüsü. Artık renkli olan bu görüntü, süpernova patlaması tarafından oluşturulan ve dağıtılan ağır elementlerin dağılımını gösteriyor. Chandra ve XMM-Newton’la uyum içinde çalışan Swift Teleskobu, Fermi Gama-ışın Uzay Teleskobu, NuSTAR, INTEGRAL, MAXI, ASTROSAT, AGILE, HXMT, IceCube ve NICER, bize günlük olarak inanılmaz keşifler sunan mevcut yüksek enerji gözlemevleri. Bu ekibe yakın zamanda, şu anda Dünya’dan bir milyon kilometreden daha uzakta, L2 noktasındaki bir park yörüngesine doğru ilerleyen SRG görevindeki ART-XC ve eROSITA teleskopları da katılacak. Daha da ileride, yüksek enerji astrofizikçileri, 2030’larda başlayacakları gözlemler için hazırlanan Athena X-ışın Gözlemevi ve Lynx X-ışın Gözlemevi gibi büyük tesisleri bekliyorlar. Evren’deki en şaşırtıcı, kafa karıştırıcı olaylar ve cisimlerin görüntüsünü daha da netleştirecek yeni keşiflerin yapılacağı on yıllar bizi bekliyor.

Görsel: NASA/CXC/SAO

ChandraXX: Jetin Havalanışı

Aktif galaksiler, galaksi merkezindeki aşırı küçük bir bölgede muazzam miktarda enerji üretirler. Aktif galaksilerin tamamı, Güneş Sistemimizden daha küçük bir alana sıkışmış, Güneş’in milyonlarca, hatta milyarlarca katı kütleye sahip merkezi süperdev kara delikler içerir. Bu galaksiler “aktiftir”, çünkü merkezi süperdev kara delikleri çok büyük miktarlarda gaz (ve yıldızlar ve gezegenler) yutar ve bu maddeler kara deliğin derin kütle çekim kuyusuna doğru indikçe, kütle çekimsel potansiyel enerjisi kinetik enerji, ısı ve radyasyona dönüştürülür. Aktif galaksiler sıklıkla süperdev kara delikten dışarı doğru güçlü, çok dar ve hızlı taşmalar ya da jetler ortaya çıkarır ve galaksiden çevredeki galaksilerarası uzaya doğru tekrar madde beslemesi yaparken galaksinin çevresindeki ortamı şekillendirmede önemli bir rol oynar. Chandra X-ışın Gözlemevi’nin yüksek çözünürlüklü görüntülemesi ve farklı X-ışın renklerinde görüntüler oluşturma yeteneği, jetin sıcak iç bölgelerinden, jetin fırlatılma noktası yakınından gelen yüksek enerji emisyonuyla ilgili devrim niteliğinde çalışmaları mümkün kıldı. Bunun belki de en iyi örneği, ünkü aktif galaksi 3C273’den çıkan X-ışın jetinin Chandra X-ışın görüntüsü. Bu Chandra görüntüsü, süperdev kara deliğin çevresindeki birikim diskinin X-ışın emisyonunu, görüntünün sol üstündeki parlak bir X-ışın kaynağı olarak gösteriyor ve çekirdekten dışarı doğru olan ve de galaksinin merkezinden başlayıp yüz binlerce ışık yılı boyunca uzanan dar X-ışın jetinin detaylarını ortaya koyuyor. Chandra görüntüsü, X-ışın yayınlayan maddelerin jeti süperdev kara deliğe bağlayışını ilk defa açığa çıkardı. Bu ve benzeri diğer gözlemler, bilim insanlarının aktif galaksilerin merkezlerindeki gizemli güç kaynaklarını anlamalarına yardımcı oldu.

Görsel: NASA/CXC/SAO/H. Marshall et al.

ChandraXX: Küresel Kümelerdeki Pulsarları Yakalamak

Geçtiğimiz 20 yılda, Chandra X-ışın Gözlemevi’nin yüksek uzamsal çözünürlüklü X-ışın görüntüleri oluşturma konusundaki olağanüstü kabiliyeti, kara delikler ve nötron yıldızlarının davranışlarını anlamamızda önemli ilerlemeler sağladı. Örneğin, uzun zamandır var olan, önemli bir soru, nötron yıldızlarının bir alt kümesi olan milisaniye pulsarlarının neden bu kadar hızlı, saniyede yüzlerce kez döndükleri. Bunlar bilinen Evren’deki en hızlı dönen cisimler, ama neden bu kadar hızlı döndükleri belli değil. Chandra’nın 47 Tuc W adı verilen bir milisaniye pulsarından gelen X-ışın emisyonunu tespit etmesi, bu soruyu yanıtlamaya yarayacak önemli ipuçları sağladı. Bu özel nötron yıldızı 47 Tuc adı verilen bir küresel kümede, kütle çekim tarafından yaklaşık 100 ışık yılı genişlikteki küresel bir topta bir arada tutulan birkaç milyon yıldızlık bir grubun içinde bulunuyor. Bu kümedeki yıldızların optik görüntüsü soldaki görselde gösterilirken sağdaki görsel Chandra tarafından görülen X-ışın yayınlayan küme üyelerini gösteriyor. Okla işaretlenen kaynak, 47 Tuc W, ekseni etrafında saniyede 400’den fazla kez dönen X-ışın yayınlayan bir nötron yıldızı. Chandra gözlemlerinden X-ışın görüntüleri ve X-ışın değişkenliğinin optik ve radyo verileriyle birleştirilmesi, bu özel X-ışın yayınlayan pulsarın, düşük kütleli bir yıldızla yörünge kilitlenmesindeki bir çift sistemi olduğunu gösteriyor. Bu kanıt da yoldaş yıldızdan madde biriktirilmesinin, milisaniye pulsarlarının olağanüstü dönüş hızlarına ulaşmasına yardımcı olduğuna işaret ediyor.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/CfA/J.Grindlay & C.Heinke; Optik: ESO/Danish 1.54-m/W.Keel et al.

ChandraXX: Jakuzi

X-ışın gökyüzünün geçtiğimiz 20 yılda Chandra X-ışın Gözlemevi tarafından alınan yüksek çözünürlüklü görüntüleri, yüksek enerji Evreni hakkında bilgimizi kökten değiştirmemizi sağladı. Chandra’nın görüntüleri astronomların kalabalık bölgelerin emisyonunu çözmesini ve evren boyunca dağılmış kara delikler, nötron yıldızları ve ışıldayan kaynaklar popülasyonunu daha iyi anlamasını sağlıyor. Bunun mükemmel bir örneği, takımyıldız Av Köpekleri (Canes Venatici) yönündeki büyük tasarım bir spiral galaksi, Girdap Galaksisi’nin Chandra X-ışın görüntüsü. Girdap bizden yalnızca 30 milyon ışık yılı uzakta olduğu ve onu yüzü bize dönük şekilde gördüğümüz için Girdap’ın yapısını detaylı şekilde inceleyebiliyoruz ve spiral galaksilerin yapısıyla bunları şekillendiren süreçler hakkında bilgi edinebiliyoruz. Girdap aynı zamanda, görüntünün sol tarafında görülen daha küçük bir galaksiyle de birleşiyor ve astronomlara böyle galaksi-galaksi etkileşimlerinin nasıl işlediğini anlamak için bir fırsat sunuyor. Hubble Uzay Teleskobu’ndan bir optik görüntünün bindirilen Chandra X-ışın görüntüsü morla gösteriliyor. Chandra görüntüsü, onu Girdap’ın şimdiye kadar elde edilen en derin ve temiz X-ışın görüntüsü yapan 1 milyon saniyelik bir poz süresine sahip. Görüntü süpernova patlamaları gibi aşırı enerjik süreçler tarafından üretilen sıcak dağınık gazların spiral kollara nasıl yayıldığını gösteriyor ve astronomların Girdap’ta 500’den fazla (daha önce bilinenden beş kat kadar daha fazla) ayrı X-ışın kaynağı belirlemesini sağladı. Belirlenen kaynakların çoğu, ya düşük, ya da yüksek kütleli normal bir yoldaş yıldızdan madde alan kompakt nötron yıldızlarının oluşturduğu X-ışın yayınlayan çift yıldızlarken diğerleri de birikim yapan kara deliklerden oluşan çiftler. Bu X-ışın/optik karşılaştırması, süpernovalar ve şok dalgaları gibi yüksek enerjili süreçlerin, kendi galaksimiz gibi spiral galaksileri şekillendirmeye nasıl yardımcı olduklarını gösteriyor.

Görsel: X-ışın: NASA/CXC/Wesleyan Univ./R.Kilgard, et al; Optik: NASA/STScI

Chandra XX: Perseus’taki Fiziği Çözümlemek

Galaksi kümelerinde bulunan sıcak, X-ışın yayınlayan gazlar bu kümelerin ve Evren’in kendisinin evriminin önemli bir izidir. Çünkü kümeler Evren’in maddesel yapısının temel yapı taşlarıdır ve kümeye bağlı olan X-ışın yayınlayan gaz aslında kümedeki normal maddenin büyük bölümünü oluşturur (tek tek galaksilerin toplam kütlesinden daha fazla). Bu gaz aynı zamanda büyük küme olayları tarihinin de önemli bir birikimidir. X-ışın yayınlayan gazın yüksek uzamsal çözünürlüklü incelemeleri bu tarihi anlamak için belki de en iyi yöntem ve Chandra X-ışın Gözlemevi 20 yıllık tarihinde bir dizi önemli galaksi kümesinin hayret verici gözlemlerini yaptı. Bunun muhteşem bir örneği, ünlü Perseus kümesindeki X-ışın yayınlayan gazın, 10 günden daha uzun süren bir Chandra gözleminde alınan yüksek çözünürlüklü görüntüsü yukarıda gösteriliyor. Bu görüntü, X-ışın yayınlayan gazdaki parlak, dalgalanan tepeleri öne çıkarmak için dijital olarak geliştirildi. Astronomlar dalgaların birkaç milyar yılı önce Perseus’un yanından geçen küçük bir galaksi kümesi tarafından, bir su birikintisine düşen bozuk para gibi harekete geçirildiklerine inanıyor. Çeyrek milyon ışık yılı boyunca uzanan sıra dışı ve parlak bir kenar görüntünün sol altına doğru görülebiliyor. Bu yapının detaylı simülasyonlarla karşılaştırılması, yakın geçiş tarafından üretilen kütle çekim etkileşiminin küme içindeki gazda nasıl çalkalanma hareketleri oluşturduğunu gösteriyor ve aynı zamanda gazın basıncı ve küme boyunca dolanan manyetik alanın gücü hakkında önemli bilgileri açığa çıkarıyor.

Görsel: NASA/CXC/GSFC/S.A.Walker, et al.

Chandra XX: Gökyüzüne Uzanmak

At the center of this Chandra image, a pulsar -- only twelve miles in diameter -- is responsible for this X-ray nebula that spans 150 light years. This pulsar is spinning around almost 7 times a second and has a magnetic field at its surface estimated to be 15 trillion times stronger than the Earth's magnetic field. This combination of rapid rotation and ultra-strong magnetic field drives an energetic wind of electrons and ions, ultimately creating the elaborate nebula seen by Chandra.
 

Chandra X-ışın Gözlemevi’nin 20’nci yıl kutlamasından etkileyici bir başka görüntüdeki bu tuhaf, el şeklindeki cismi ne oluşturdu? Bu cisim aslında, PSR B1509-58 adlı pulsarın güçlü elektromanyetik alanı tarafından hızlandırılan yüksek enerji yüklü parçacıklardan oluşan uzun bir bulut. Hızla dönen bir nötron yıldızı olan bu pulsar, görüntünün merkezindeki güçlü beyaz noktanın yakınlarında yer alıyor. Nötron yıldızı döndükçe yüklü parçacıkları hızla uzaya doğru atıyor ve (tam olarak bilinmeyen bir nedenden ötürü) görüntünün tepesine doğru uzanan “pulsar rüzgarı” parmaklarını oluşturuyor. Parmakların uçlarında, gücünü pulsarın rüzgarından aktarılan enerjiden alan, düşük enerjili X-ışın yayınlayan bulut RCW 89 bulunuyor. Yengeç Nebulası’nın yanında PSR B1509-58 de, astronomların böylesi pulsar rüzgarı nebulaları ve yıldız ortamı etkileşimlerini gözleyebildiği en iyi örneklerden birisi.

Görsel: NASA/CXC/SAO/P.Slane, et al.

Chandra XX

23 Temmuz 2019, Chandra X-ışın Gözlemevi’nin Uzay Mekiği Columbia’yla fırlatılışının 20’nci yıl dönümüydü. Chandra’nın adı, en çok kuantum fiziğini yıldızların içlerini anlamada kullanması ve bir beyaz cücenin çökmeden önce sahip olabileceği maksimum kütleyi keşfetmesiyle tanınan Nobel ödülü sahibi Hintli astrofizikçi Subrahmanyan Chandrasekhar onuruna verildi. Chandra X-ışın Gözlemevi bu güne kadar bir uzay gözlemevinde kullanılan en iyi X-ışın aynasına ve detektörlerine sahip ve bunlar Chandra’nın aşırı detaylı X-ışın görüntüleri ve X-ışın spektrumları üretmesini sağlıyor. Chandra X-ışın Merkezi 20’nci yıl dönümü onuruna geçtiğimiz 20 yıldan X-ışın Evreni’nin etkileyici Chandra görüntülerini yayınladı. Yukarıdaki görsel, iyi bilinen yıldız sistemi Eta Carinae’nin X-ışın görüntüsü. Eta Carinae, iki adet çok parlak ve dev yıldızın, astronomide bilinen en eliptik yörüngelerden birisinde birbirleri etrafında her 5,5 yılda bir döndükleri bir çift sistemi. Bu çift, iki yıldızın güçlü rüzgarlarının çarpışmasından parlak, değişken bir X-ışın emisyonu üretiyor. Bu “çarpışan rüzgar” X-ışınları, yukarıdaki sahte renkli görüntüde merkezin yakınlarındaki parlak sarı nokta olarak görülüyorlar. Çiftteki yıldızlardan biri, 19’uncu yüzyılın ortalarında, uzaya Güneş’in kütlesinin 20 katından daha fazlasını atan bir patlamada kendini neredeyse yok etti. Dışarı atılan bu maddelerin çevredeki gaz ve tozla çarpışması, merkezi kaynağın etrafındaki kırık, X-ışınlarında parlak halkayı oluşturuyor. Sisteme dönük olan hüzmeler aslında X-ışın “gökkuşakları”,  yani yıldızın, uzay aracının pek çok farklı yönelimdeki Chandra gözlemlerindeki Chandra X-ışın ızgaraları tarafından üretilen spektrumları. Chandra’nın X-ışın ızgaraları, yıldız tarafından oluşturulan X-ışın ışığının farklı dalga boylarını saçıyor ve Eta Carinae’ye doğru dönük olan dar çizgileri oluşturuyor. Bu, “havai fişek gözlüklerinin”, patlayan havai fişeklerin ışığından saçılmış ışık gökkuşakları üretmesine benziyor. Saçılmış spektrumların analizi astronomların, çarpışan rüzgarlar tarafından üretilen sıcak gazın hareketini ve kompozisyonunu belirlemesini sağlıyor. Chandra o kadar iyi tasarlanmış bir uzay gözlemevi ki astronomlar önümüzdeki pek çok yılda çığır açıcı yeni gözlemlerin gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekliyorlar.

Görsel: M. F. Corcoran; NASA & CUA

İyi Geceler Ay

Ay’ın X-ışın emisyonunu araştırmanın tarihi bir önemi var. Ay’dan yansıyan Güneş X-ışınlarını tespit etmek, 12 Haziran 1962’deki MIT/ASE roket uçuşunun ardındaki itici güçtü. Bu deney Ay’ı tespit etmeyi başaramadı, ama iki dakika süren uçuşu sırasında Sco X-1’i ve kozmik X-ışın arka planı keşfetti ve de Güneş Sistemi’nin ötesindeki yüksek enerji evreniyle ilgili araştırmaların, X-ışın astronomisinin çağını açtı. Yukarıdaki görsel Ay’ın, başlangıçtaki MIT/ASE denemesinden neredeyse 30 yıl sonra ROSAT X-ışın gözlemevi tarafından alınan görüntüsü. Ay’ın parlak yüzünde yürüyen astronotlar da bu X-ışın radyasyonuna maruz kaldılar, ama korkulacak bir durum yok. Bu maruziyetin miktarı o kadar azdı ki Ay’da yürüyenler için herhangi bir risk oluşturmuyor. ROSAT aynı zamanda, bu görselde görebileceğiniz, Ay’ın karanlık yüzündeki sönük X-ışın emisyonunu da ortaya çıkardı. Bu emisyonun kökeni uzun yıllar boyunca bir gizem olarak kaldı. Bu gizem Chandra X-ışın Gözlemevi’nin, Ay’ın karanlık yüzünden gelen X-ışınlarının Dünya’nın ‘jeokoronası’, yani Dünya’yı çevreleyen ve 15 Dünya yarıçapından 100 Dünya yarıçapına kadar uzanan bir iyonize plazma bölgesi tarafından üretildiğini gösteren gözlemleriyle çözüldü. Ay’ın ROSAT görüntüsü, Ay’ın kozmik X-ışın arka planı gölgelendirdiğini göstermek kadar önemliydi. Bu da Dünya’dan görülen bu dağınık X-ışın parlamasının büyük bölümünün Ay’ın yörüngesinin ötesinden kaynaklandığına işaret ediyor.

Görsel: MPE

SRG’nin Fırlatılışı

Yukarıdaki görsel Spektrum-Röntgen-Gama’nın 13 Temmuz 2019’da Kazakistan’daki Baykonur Kozmodromu’ndan fırlatılışını gösteriyor. Spektrum-Röntgen-Gama (kısaca Spektr-RG ya da SRG), tüm yüksek enerji X-ışın Evreni’ni araştıracak olan (NASA’nın da katkı sağladığı) bir Rus-Alman uzay teleskobu. SRG üzerindeki ana cihaz eROSITA (“Görüntüleyici Teleskop Dizisiyle geniş Röntgen Taraması”). eROSITA tüm X-ışın gökyüzünün eşsiz, 4 yıl sürecek bir taramasını gerçekleştirecek ve 1990’ların başında Alman-İngiliz-Amerikan ROSAT gözlemevi tarafından elde edilen tüm gökyüzü X-ışın taramasını geliştirecek. eROSITA taraması, 0,2 keV’tan 10 keV’a kadar uzanan, 5 kat daha geniş bir X-ışın enerji bandında ve ROSAT Tüm Gökyüzü Taraması’nın elde ettiğinden çok daha yüksek bir hassaslıkta alınacak. SRG üzerindeki ART-XC (Astronomik Röntgen Teleskobu – X-ışın Toplayıcı) cihazıysa SRG’nin enerji aralığını daha bile yüksek enerjilere, 30 kilo elektron volta kadar genişletecek. ART-XC X-ışın optikleri NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nde tasarlandı ve üretildi. SRG’nin asıl hedeflerinden birisi, Evren’deki büyük ölçekli yapıyı belirlemek ve Evren’i parçalayan gizemli karanlık enerjiyle ilgili bilgimizi test etmek için on binlerce uzak galaksi kümesini tespit etmek. SRG Evren’i Güneş-Dünya L2 noktasındaki bir park yörüngesinden, Güneş-Dünya ekseni üzerinde, Dünya’nın yaklaşık 1,5 milyon kilometre gerisinde, kütle çekimsel olarak kararlı bir bölgeden gözleyecek. SRG 4 yıllık tüm gökyüzü taramasını, Güneş-Dünya ekseni çevresinde her 4 saatte bir dönerek yapacak. Bu taramadan sonra SRG 3 yılı, galaksi kümeleri, aktif galaksi çekirdekleri, yıldızlar, nötron yıldızları ve kara delikler gibi ayrı gök cisimlerini detaylı gözlemlerini yaparak geçirecek.

Görsel: Roscosmos

Hava Durumu

Ankara
parçalı az bulutlu
6.7 ° C
6.7 °
6.7 °
47 %
0.9kmh
47 %
Paz
7 °
Pts
5 °
Sal
3 °
Çar
7 °
Per
4 °